Amerika'nın Türkiye vizyonu hayret edilecek ve hayranlık duyulacak bir istikrar taşıyor.
ABD Başkanı Bush'u dün Ortaköy Camii ve Boğaz Köprüsü fonunda dinlerken Başkan Clinton'ın Türkiye'yi ziyareti arifesinde yaptığı konuşmayı anımsadık.
Clinton "Eğer Türkiye istikrarlı, demokratik, laik bir islâm ülkesi olarak Avrupa'nın tam bir parçası olabilirse gelecek daha iyi şekillenecektir" demişti.
Dün de Bush, bu vizyonu güçlendiren yeni şartlarda Türkiye'ye, İslâm coğrafyasına ve Avrupa'ya önemli mesajlar verdi.
Türkiye'nin yalnız coğrafi konumu ile değil İslâm dünyasına esin kaynağı olacak demokrasisi ile yükseldiğini belirterek bu özelliğin dünya barışına hizmet etmesi için Avrupa Birliği üyeliği ile taçlanması gerektiğini söyledi.
Hem de Türkiye'nin savları ile: "Türkiye'yi AB'ye almak, Avrupa'nın tek bir dinin kulübü olmadığını gösterecek, medeniyetler çatışmasının, tarihin modası geçmiş bir söylemi olduğunu kanıtlayacaktır."
Bush, terör üreten rejimlerin dönüşmesinde Türkiye'nin önemini güçlü ifadelerle vurguladı: "Sizin üyeliğiniz Müslüman dünya ile Batı arasındaki ilişkilerde bir avantaj. Çünkü siz ikisinin de parçasısınız."
Amerika'nın bu tavrı AB'nin bazı güçlü liderleri üstünde alerji yaratıyor. Acaba bu baskı geri teperek zararımıza bir sonuç doğurur mu?
Sanmıyoruz çünkü eskisinden farklı olarak Batı dünyasının Ortadoğu'ya yönelik ortak beklentilerinde Türkiye'nin vazgeçilmezliği, tartışma ve tereddüt dönemlerini geride bırakmıştır. NATO'nun İstanbul Zirvesi, ikna sürecinde çok etkili olmuştur.
Türkiye'yi, bölgede demokrasi ve barışı getirmeye yönelik projelere konu mankeni olarak değil, ortak olarak katılacağı yeni bir dönem bekliyor.
Şimdi ne olacak?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'deki türban yasağının meşru temelleri olduğuna karar verdi.
Leyla Şahin'in açtığı davayı sonuçlandıran AİHM, yasağı koyan Türk mahkemelerinin yorumuna katıldığını belirtti.
AİHM'e göre Türkiye'deki aşın siyasi hareketlerin, dini kurallara dayalı bir toplum düzenini ve kendi dini sembollerini dayatma isteği göz ardı edilmemelidir. Laiklik ilkesi temelinde demokratik sistemin korunması gerekir..
Karardaki şu tespit de önemli: "Üniversitelerdeki türban yasağı, şikâyetçilerin üniversiteye kayıt yaptırmalarından önce de vardı.." AİHM "Bunu bile bile gitmediniz mi?" demeye getiriyor.
Acaba bu karar, devletin üst katlarında türban nedeniyle yaşanan tatsızlıkları sonlandırmak yolunda ilham kaynağı olabilir mi?
Kısa vadede çok ümitvar olamıyoruz. Ama resmi görevlere türbanlı eşlerinin refakatinde giden veya gidemediği için şikâyet eden siyasetçiler, şimdi şu sorulara muhatap olacaklardır:
"Türbanla ilgili kısıtlamayı, göreve talip olurken bilmiyor muydunuz?"
"Yasağın meşru temellere dayandığı kesinleştiğine göre ne yapacaksınız? Yasalara uymayan hükümet, halka iyi örnek olabilir mi?"
Biz neymişiz!
Amerika'nın Türkiye vizyonu hayret edilecek ve hayranlık duyulacak bir istikrar taşıyor
Haberin Devamı

