Bekleyenler çok, kapı da dar olunca, insanlar o kapıların önünde birbirlerini çiğnerler.
İçeri girmek için hile de yaparlar.
15 Haziran'da 1 milyon 600 bin lise mezunu genç sınava girecek ve bunların 200 bini fakültelere alınacak. Gençlerin geleceğini o "180 soru - 180 dakika"lık sınavdaki performansları tayin edecek.
Hepsi şunu biliyor:
Ya sekiz kişiden biri olup hayat kavgasının umut ve fırsatlar taşıyan yeni alanına sıçrayacaklar veya 11 yıl okuyup kendilerine bir meslek verememiş sistemin mağduru olarak mutsuzluk ormanına savrulacaklar...
Bu ülkede genç olmak çok zor.
Toplumsal aklın bu zorluğu aşmakta bulduğu çare, bugünkü VATAN'ın manşeti.
Son sınıf öğrencileri artık okula gitmiyorlar. Sahte hastalık raporlarını okullarına verip bu sayede kazandıkları zamanı ÖSS sınavına hazırlanmak için dersanelere giderek, evlerinde testleri çözerek değerlendiriyorlar.
Hastaneler ve doktorlar da, meşrulaşmış görünen sahtekârlığa alet oluyorlar.
Bunu çocukların iyiliği için yapıyorlar..
Ama korkunç bir bedeli var bunun. Gençler ÖSS öncesi, ülkenin bir gerçeği ile tanışıyor ve eğitimin kazandırdığı tüm olumlu değerleri imha eden bir hayat dersi alıyorlar:
"Kuralları çiğnemenin bu ülkede bedeli yoktur, avantajı vardır!"
Oysa unutulan gerçek şu: Hilenin kaybettirdikleri kazancından fazladır.
Bir defa ÖSS, 400-500 saatlik dersane hazırlığı ile başarılamaz. Dersane ancak iyi bir lise eğitimini sınavda iyi kullanmayı sağlayacak beceriyi kazandırabilir çocuklara.
Eğitimciler o nedenle sınav aracını amaç haline getiren yanlışı düzeltmelidir. Aksi halde sınav sisteminin aksaklıklarını bahane ederek eğitim sistemini değiştirmek için pusuda bekleyenlerin ekmeğine yağ sürülecektir.
Gençler okula niçin gitmiyor?
Çünkü ÖSS'de lise son sınıfta öğretilenler sorulmuyor. Bu durumun ahlâki çürüme sorunları yanında, üniversiteye eksik bilgi ile gitme sonuçları da oluyor.
Bu yıl için tren kaçtı ama önümüzdeki yıl yakalanabilir. Yakalanmalı...
Lise son sınıf müfredatını ÖSS sınav sorularına ağırlıklı olarak dahil etmek, pek çok sorunu çözecektir.
Görgüsüz herif!
Dünyanın en prestijli terzisi sayılan Huntsman & Sons'un "en yağlı müşterisi" bir Türk'müş..
Bu vatandaşımızın Londra'daki mağazaya her uğrayışında en ucuzu 4 bin dolar olan takımlardan 30 tane birden sipariş verdiğini Washington Post gazetesi, dünyaya duyurdu.
Firmanın sahibi bu Türk'ün müşterileri arasında özel bir yeri olduğunu söylüyor.
Türkiyemizin de dünyada özel bir yeri var!
Meselâ OECD ülkeleri arasında en düşük milli gelir, en yüksek enflasyon, en fazla dış borç bizde.. Yolsuzlukta da birinciyiz, çocuk ölümlerinde de..
Bu perişan tablo içinden çıkan "yağlı müşteri" Türkiye'ye onur vermez tam tersine, geri kalmış ülkelerin haram kazanç fırsatları ile görgüsüzler ürettiğini gösterir.
Türkiye'ye yapılan mali yardımları, vergileri ile ödediklerini bilen Amerikalıların bu haberi okuduktan sonra neler hissedeceklerini düşünebiliyor musunuz?
O ismi sır gibi saklanan Türk'ü görmek ve pahalı elbiselerinden hiç değilse birinin üstüne bir bardak kırmızı şarabı boca etmek isterdim.
Avans olarak şimdilik teessüflerimi sunuyorum!
Bitsin bu ayıp
Bekleyenler çok, kapı da dar olunca, insanlar o kapıların önünde birbirlerini çiğnerler. İçeri girmek için hile de yaparlar
Haberin Devamı

