Bilmek hakkımız

Tabiat ana küçük sarsıntılarla hiç ara vermeden büyük depreme hazırlanmamız için bizi uyarıyor

Haberin Devamı

Tabiat ana küçük sarsıntılarla hiç ara vermeden büyük depreme hazırlanmamız için bizi uyarıyor.

Biz ise uyduruk bir itaat görüntüsü vermek için toplantılar düzenliyor, yıllardır ezberlediğimiz aklın emri tedbirleri papağan gibi tekrarlayıp bildirilere geçiriyoruz.

İstanbul'da toplanan Deprem Şurası'nın sonuçlarını içeren bildiriyi dün TV'lerde Bayındırlık ve İskân Bakanı Ergezen okurken şaşırdım. "Şu yapılmalı, bu yapılmalı.."

Bakan, toplantıda oluşan öneri ve taleplerin muhatabı olan siyasi otoritedir. Sözcülük ona düşer mi?

Bakan'ın görevi, önerileri değerlendirmek, bu çalışmalan hızla gerçekleştirmek için gerekli kamu fonlarını yaratmaktır. Rol çalmak suretiyle siyasi rant peşinde koşmak değil.

"Büyük deprem her an olabilir, dikkatli olun!"

Çürük binaların çokluğu, bu uyarıya halkı değil doğrudan devleti muhatap kılıyor. En iyi tedbiri almanın maliyeti milyarlarca dolar diye hükümet depreme hazırlık politikasını "dostlar alışverişte görsün" türü gevezeliklerle yürütemez.

Devletin takati içinde olan kaynaklarla da yapılabilecek işler vardır.

Meselâ NTV'de önceki gün Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Semih Tezcan, 200 milyon dolarla "sıfır kayıp" sağlayacak bir projeden söz ediyordu. Bu proje, bin kişilik bir teknisyen ve bilim adamı kadrosu ile İstanbul'da depreme dayanması mümkün olmayan yapıların tek tek saptanmasını öngörüyor.

Gerçeği bilmek, o binalarda oturanların hakkıdır. Sorumluluk bilinci olan bir hükümetin de ihtiyacıdır. Böyle bir bilgi, topun ağzında yaşayan insanların öz savunma dinamiğini harekete geçireceği gibi, kaynaklarını yönlendirmede hükümete de doğru bir öncelik hedefi verir.

Prof. Tezcan'a göre depremde yıkılması beklenen bina sayısı İstanbul'da 40 bin dolayındadır. Ve adreslerinin belirlenmesi, 200 milyon dolar beklemektedir.

Depremde sağlayacağı maddi ve manevi kazanç yanında bu para devede kulaktır. Deprem Şurası, hiç değilse bu projenin hayata geçirilmesini sağlamalıdır.

Sezer borcunu ödedi
Amerikan Dışişleri Bakanı Powell aylar önce Türkiye'deki rejimi "ılımlı İslâm" diye nitelemişti.

Bunun üzerine ben, niye enerjik bir tepki göstermekte gecikiyor diye Cumhurbaşkanı Sezer'i eleştirmiştim.

O yazı yüzünden savcılık soruşturma açtı, ifademi aldı. Belki bu yüzden dava edileceğim. Ama öyle bile olsa artık müsterihim. Çünkü Cumhurbaşkanı Sezer dün mecliste gecikmeli bile olsa beklediğimiz cevabı vermiştir:

"Ilımlı İslâm gibi bir modeli Türkiye için öngörmek asla kabul edilemez. Türkiye, cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte siyasal rejimini seçmiştir. Bu iki rejimin yan yana getirilmesi tarihe ve bilime ters düşmektedir."

Mahkeme koridorlarında sıkıntı çeksem de artık değer!

DİĞER YENİ YAZILAR