Tezkerenin akıbeti ile Türkiye'nin geleceği arasında kim ne derse desin yakın bir ilişki var. Mesele savaş mı, barış mı seçimi değil. Savaşın doğuracağı güvenlik risklerine ve ekonomik kayıplara karşı tedbir alabilmek ya da bu imkânı feda etmek.. Mesele budur!
Tayyip Erdoğan Beyaz Saray'da Başkan Bush'a baştan şunu diyebilirdi: "Biz Irak'ın komşuyuz. Halkı, 400 yıl beraber yaşadığımız Müslüman bir halktır. Bu işe karışmamız için çok ciddi sebep lâzım. Sizin sebebiniz bize yetmez. Siz bile halkınıza anlatamıyorsunuz. Biz hiç anlatamayız.." Böyle denmedi, Türkiye'nin "denklemin dışında kalamayacağı" ilân edildi.
Üslerin ve limanların genişletilmesi izni verildi, silâh ve malzeme şevki başladı. Tezkere meclisten dönünce Genelkurmay Başkanı, girmesek bile savaştan aynı zararlan göreceğimizi ama o durumda zararımızı telâfi etme ve savaştan sonra söz sahibi olma imkânını yitireceğimizi söyledi. Şu önemli uyanyı da yaptı: "Dileğim, seçtiğimiz hareket tarzının bizi, savaşanları da karşımıza alarak bazı hareketler yapmak zorunda bırakmamasıdır.." Bu sözün anlamı açık:
Savaş başlayınca oldu bittilere karşı Türkiye Kuzey Irak'a girmek zorunda kalacaktır. ABD'ye "hayır" diyerek nasıl yapacağız? ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü dün "Kuzey Irak'ta tek taraflı faaliyete kuvvetle karşı olmayı sürdürüyoruz. Bu, Türklerin de açıkça anladıkları bir durumdur" dedi. Öyle bir durumda ne olacak? Tezkerenin sebebi olan amaçlar aynen durduğuna göre, ikinci tezkere için olmasa da olur tavrına giren iktidarın bunun nedenlerini açıklaması gerekir.
Çünkü Amerika'nın Irak'ta uğrayacağı her musibetin faturası, Kuzey cephesinin açılmasına izin vermediği için Türkiye'ye çıkarılacaktır. "Bu aşamaya geldikten sonra geri dönmenin zararı savaştan fazla olur. Devin hıncını çekmenin alemi yok" diyen eski Cumhurbaşkanı Demirel haksız değildir.. AKP iktidarı meseleyi ideolojik ve duygusal kaygılarla değil milli menfaat bilinciyle değerlendirmek zorundadır. Fazla zaman kalmadı..
Rahşan Hanımın ünü..
Türkiye'deki adalet İngiliz gazetelerinin manşetinde.. Sekiz yıl önce Londra'da soymak için girdiği evin sahibi olan kadını öldüren Hakan Yağız, çifte vatandaş olmasından yararlanarak Türkiye'ye kaçmış.. Interpol'ün uyarısı ile burada yakalanmış ve 36 yıl hapse hüküm giymiş. İngilizler Türk adaletini alkışlamışlar.. Ama Hakan Yağız cezasını çekip (!) üç yıl sonra Londra'ya dönünce.. Ve katilin Türkiye'deki aftan yararlandığı, yeniden yargılanamayacağı söylenince ortalık ayağa kalkmış. Şimdi Türk adaleti yerden yere vuruluyor. Affın "akıl anası" Rahşan Ecevit övünebilir. Ünü sınırlarımızı aştı. Çıkarttığı afla milli felâket yaratmıştı. Artık uluslararası bir şöhrettir!
Bıçak sırtında..
Tezkerenin akıbeti ile Türkiye'nin geleceği arasında kim ne derse desin yakın bir ilişki var. Mesele savaş mı, barış mı seçimi değil...
Haberin Devamı

