Yaşadığımız coğrafyada dikta illeti var, Baas mikrobu var, dikkatli olmamız lâzım.
Panzehiri demokrasidir bu hastalığın.
Ama çoğunlukçu demokrasi değil çoğulcu demokrasi..
Tanınmış sosyolog Prof. Nilüfer Göle Taraf’a verdiği mülâkatta AKP’ye dramatik bir teşhis koyuyor ve altın değerinde bir öğütte bulunuyor:
“AKP yüzde yüz olmak istiyor. ‘Beni sevmeyen ölsün’ diyor. Herkes seni sevecek diye bir şey yok. Demokrasilerde sevilmemeyi, haksız da olsa kabul etmeyi bilmek lâzım..”
Başbakan’ın CHP’ye şans tanıyan işadamı İnan Kıraç’a ve Türk halkını demokrasinin esenliği için CHP’ye oy vermeye çağıran The Economist dergisine yönelik tavrına bakınca Nilüfer Göle’nin teşhisindeki isabet ortaya çıkıyor.
Siyasetçiler eleştiri karşısında öfkeye de kapılabilirler. Ama ilk hedefleri haksız buldukları suçlama ve iddiaları çürütmektir.
Oysa Tayyip Erdoğan “ibret yaratacak bir şiddet” kullanmak suretiyle yalnız gündemdeki eleştiriyi değil, daha sonra gelecek eleştirileri de peşin peşin cezalandırıyor.
AKP’yi eleştirmenin ağır bedel ödeten bir risk olduğu korkusunu yayıyor.
Olmayacak suçlama
Mesela Başbakan The Economist’te çıkan CHP sempatizanı yorumun, Mavi Marmara olayında Kılıçdaroğlu tarafından ortaya konulan İsrail yanlısı tavrın rüşveti olduğunu öne sürmüştür.
Bunu ispatlayacak bir delil var mı elinde? Hayır..
Çünkü bu mecburiyet sadece AKP suçlanacaksa geçerlidir, muhalefet söz konusu ise ateş serbest!..
Nitekim uluslararası medyada ortaya çıkan tavır değişikliğini kendine yontarak şaşırtıcı bir iddia ortaya atmış Kılıçdaroğlu’nun uluslararası bir projenin ürünü olduğunu öne sürmüştür.
The Economist dergisini uluslararası bir çetenin uzvu gibi göstermek, büyük oynadığını söyleyen bir siyasetçinin ayağına ateş etmesidir.
Derginin Genel Yayın Yönetmeni John Micklethwait dün Gazeteport’a The Economist’in “tamamiyle bağımsız bir yayın” olduğunu, çok sayıda ülkenin seçimini aynı anlayışla izleyip yorumladıklarını ve hiç böyle eleştiri almadıklarını söyledi.
Yabancılar da korktu
Gerçekten de New York Times ve The Economist’te çıkan yazıları “AKP’yi devirmek için Yahudiler ve lobiler devrede” diyerek yorumlamanın mantıkla bağlantısı olamaz.
Olamaz ama yakında uluslararası medyanın Ergenekon tarafından satın alındığına dair bir gizli tanık çıkarsa kimse hayrete düşmesin.
The Economist 2007 genel seçiminde Türk halkını AKP’yi ikinci kez iktidara getirecek yönde oy kullanmaya çağırmıştı.
Demek ki AKP iktidarı dışardaki güçleri de korkutmuş.
Türkiye’nin demokrasi ile yönetilmesinde küresel menfaat vardır. Sözü geçen medya kuruluşları, seçimde AKP’nin denetimsiz bir güç haline gelmesine sebep olacak büyüklükte bir zafer kazanması durumunda demokrasinin tehlikeye sürükleneceğini söylüyor.
Bunu ilk defa onlar söylemiyor.
Aklı bağımsızlığını tümden yitirmemiş herkes, mecliste aşırı çoğunluğa hükmetme gücünün ülkeye olduğu kadar AKP’ye de hayır getirmeyeceğini biliyor.
Büyük bir kesim bunu korkudan söyleyemiyor, küçük bir azınlık ise söylüyor ve bedelini özgürlüğünü yitirerek ödüyor.
Bu gerçekleri artık dışardakiler de görüp söylemeye başladı.
Tayyip Erdoğan önümüzdeki son haftayı, demokrasiyi tehlikeye sokacak hırslar peşinde olmadığına halkı inandırmak için kullansa ne kadar iyi olur?
“Beni sevmeyen ölsün” diyor..
Haberin Devamı

