Hükümet komplekse kapılmasın; 1 Mayıs için
attığı cesaretli adımın adını doğru koysun!
Bütün AB ülkelerinde ve onun dışındaki onlarca ülkede 1 Mayıs ya “İşçi Bayramı” veya “Emek Bayramı” adıyla kutlanıyor.
İktidar iki aşamalı eylemle 1 Mayıs’ı önce “Emek ve Dayanışma Günü” ilân etti, şimdi de resmi tatil yapabilmek için meclise yasa sevk etti.
Bu hakkın teslim edilmesine karşı çıkan yoktur, o nedenle meclisteki müzakereler sırasında 1 Mayıs resmi tatili “Emek ve Dayanışma Bayramı” adıyla kanunlaşabilir.
Öyle olursa daha iyi olur.
Yarım işler bir gün tamamlanıyor çünkü. Yarım bırakanlara da mahcubiyetten başka bir şey kalmıyor. Nitekim Başbakan geçen yıl söyledikleri yüzünden bu icraatın “fiyakasını” yapamamıştır.
Hatırlayacağınız gibi 1 Mayıs’ın resmi tatil olması için bastıranlara karşı çıkarken “ayak takımı” benzetmesi ile gaf yapmış üstüne üstlük komik bir ret gerekçesiyle ekonomistleri güldürmüştü.
Türkiye’nin yılda sadece 200 gün çalışılan bir “tatil ülkesi” olduğunu söyleyip “olmaz” kararını şöyle açıklamıştı:
“Biz hesapladık, bir günlük tatilin Türkiye’ye maliyeti 2 katrilyon.. Bir taraftan ‘emeğin karşılığını verin diyeceksiniz, diğer yandan gönül beylikte’ diyeceksiniz, olmaz!”
Tabii hesabının hiçbir tutar yanı yoktu.
Bir bilene danışsa, resmi tatil günlerinde üretimin birçok alanda üstelik hızlanmış olarak devam ettiğini, otellerin, lokantaların çalıştığını, yolların vızır vızır işlediğini, uçakların inip kalktığını, bitkilerin büyümeye, tavukların yumurtlamaya, faizlerin işlemeye devam ettiğini öğrenecekti.
Aynı şekilde 1 Mayıs’ın bir anma günü değil, kutlanmaya lâyık bir bayram olduğunu da öğrenebilir ve yasayı tam çıkarabilir.
Ve bu mükemmeliyet ona “1 Mayıs’ı illâ ki Taksim Meydanı’nda kutlayacağız” diyen sendikalara “ısrar etmeyin” deme hakkını kazandırabilir.
Gerçekten de bayrama, 1977 yılındaki meşum olayın anısını hatırlatacak bir sebeple asla gölge düşmemelidir.
En azından ilk 1 Mayıs’a...
Emek bayramına geçmişe dönük intikam tatminleri değil, geleceğe dönük barış ve dayanışma söylemleri yakışır.
Çanlar çalıyor...
Farkında mısınız, AKP yalnız içerideki seçmenlerin değil, dış destekçilerinin de gözünden düşüyor.
Başbakan sandıktan çıkan mesajları doğru okuyacaklarını söylemişti. Çok iyi olur. Bu gidiş durdurulamazsa gemi kayalara bindirecek çünkü.
Bulgular iktidarın böbürlenen propagandalarını yalanlıyor, elin oğlu artık gördüğünü hiç sakınmadan söylüyor.
AKP’nin dışardaki desteklerini içeridekinden daha büyük bir hızla yitirmekte olduğu gözleniyor.
Davos toplantılarını düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu, son iki yıla ait “Küresel Bilgi Teknolojisi Raporu”nu yayınladı.
Değişik alanlardaki değerlendirmelerin hemen hiçbiri bizi onurlandırmıyor.
Meselâ basın özgürlüğü konusunda Türkiye 134 ülke arasında kötü bir notla 106’ncı sırada yer almaktadır.
Arnavutluk, Bulgaristan ve Zambiya bile bizden daha iyi, yani demokrasiye daha yakın bir konumda bulunuyorlar.
Yargı bağımsızlığında ortalamanın altında bir notla 64’üncü, teknolojide bir önceki yıla göre 6 sıra gerileyerek 61’inci durumda yer almaktayız.
TÜBİTAK’ta Darwin’i sansürleyen zihniyet bu çağda nereye saklanabilir?
Bağımsız medyanın varlığını tehdit sayan kafaya seçim kazansa bile kim güvenebilir?
Bayram olsun
Haberin Devamı

