Sendikaların ve emekçi yığınların “yeterlilik sınavı” olacak bu
1 Mayıs...
Demokrasi, özgürlük, hak, emek ideallerinin sınanacağı Sırat Köprüsü de İstanbul’un Taksim Meydanı’nda kurulacak.
Bu günün Emek ve Dayanışma Günü olarak “resmi tatil” ilân edilmesi, AKP hükümetinin olumlu kararlarından biridir.
Ama dikkat; bu özel günle ilgili hak kanunla tanınmış olsa bile 1 Mayıs bizde dünyanın yüzden çok ülkesindeki gibi bayram değildir.
Şimdilik “anma günü”dür.
Bunun sebebi 1 Mayıs 1977 tarihinde Taksim Meydanı’nın sahne olduğu kanlı komplonun karanlık gölgesini hâlâ hissediyor olmamızdır.
O meşum hayaleti zihinlerimizden kovmak, barışçı bir gelecekle ilgili umutlarımızı rehinden kurtarmak hepimizin görevidir.
Ve tabii en başta Taksim Meydanı’nı kutlamalar için kullanacak emekçilerle örgütlerinin...
Otuz üç yıl önce yükselen ve güçlenen bir emekçi hareketi vardı ülkede. İşçi liderleri bu gücü dikkatli kullanmak ve tuzaklara karşı korumak basiretini gösteremediler.
1977’deki katliam, emek dayanışmasına yöneltilen acımasız bir komplo idi ve Türkiye’de sendikacılık bu darbe yüzünden çok geriye gitti.
İki gün sonraki kutlama bir rövanş duygusunu değil, yitirilen yılları tekrar kazanmaya kararlı, barışçı ve sevgi dolu bir dayanışmayı ilham etmelidir.
Naralar, intikamcı sloganlar değil, şarkılar yükselmelidir Taksim’den.
Dün baktım da Taksim ve çevresindeki işyerleri tedirginlik içinde hazırlık yapıyorlar. Güvenlik önlemlerini takviye ediyorlar.
Kutlamanın organizasyon sorumluluğunu taşıyan altı büyük emekçi konfederasyonu bu tedirginliğe seyirci kalmamalıdırlar.
Liderleri hep birlikte halkın karşısına çıkarak yaptıkları işe ve katılımcı emekçilere kefil olmalıdırlar.
1 Mayıs’ın Türkiye’de de bayram olmayı hak ettiğini ispat etmelidirler!
Örtmek suçtur!
Başbakan deşilmesi lâzım gelen yaraları örtmekten vazgeçmiyor.
Görevini yapan medyayı paylamak onda huy haline geldi.
Siirt’teki Yatılı İlköğretim Bölge Okulu öğrencilerinin karıştıkları bir vahşetle irkildik geçen gün. Sekiz öğrencinin 2 ve 3 yaşında iki bebeğe tecavüz edip birini öldürdükleri haberi ülkeyi dehşete düşürdü.
Bu, yıldırım düşmesi veya deprem gibi bir olay değil. Orada bir hastalık var ve üstüne gidilmesi gerekiyor.
Çünkü üstünden bir yıl geçmiş, yerel toplum kendi içinde olayı örtmüştür. Bu çare mi, yoksa sapkınlığı cesaretlendiren bir hukuksuzluk ve vicdansızlık mı?
Elbette ikincisidir ama Başbakan bu nedenle medyaya yine köpürmüş, olayı abartmakla suçlamıştır.
Pervari Belediye Başkanı İsmail Bilen ise “Pervari küçük; hepimiz akrabayız. Olayı kapattık kendi aramızda” diye açıklama yapmıştır.
Başbakan bunu mu onaylıyor?
Medyanın susturulması, öldürülen bebeği geri mi getirecek? Suçlu ve hasta üreten şartları mı düzeltecek?
Başbakan’ın medyaya yönelik “abartmayın” tavsiyesi, aslında “gözünüzü kapatın” buyruğudur.
Bu konuda en doğru tespiti BDP Genel Başkanı Demirtaş yaptı.
“Başbakan ‘abartmayın’ dedi ama tam tersi kıyameti koparacak bir olay. ‘İşi abartmayın’ diyeceğine kendisi abartmalıdır” dedi ve Erdoğan’ın Milli Eğitim Bakanı’nı yanına alarak Siirt’e gitmesini önerdi.
Şu anayasa paketini meclisten bir geçirsin hayırlısıyla; bakarsınız gider!
Bayram olsa...
Haberin Devamı

