Dokunulmazlık zırhından soyunmamış bir yönetimde demokrasi ahlâkının çok sağlam olması gerekir.
Çünkü orada arsızları, hırsızları kovalayacak savcıların, hakimlerin mahkemelerin eli kolu bağlanmıştır.
Böyle bir durumda parlamentonun eksik bıraktığı denetim görevini halk adına başta medya, sonra üniversiteler barolar, sendikalar ve öteki kitle örgütleri üstlenmek zorundadır.
Ama biliyoruz ki iktidar kitle örgütlerini susturan baskıyı kurmakta başarılı olmuştur.
Medya alanında ise Başbakan kendi kartelini oluştururken bir yandan da bağımsız gazeteleri okumamaları için taraftarlarına çağrı yapmıştır.
Kırk Haramiler döneminin çağdaş versiyonunu yaşıyoruz.
Demokrasi, halkın ve devletin parasını harcayan iktidarlara daima hesap verebilir olma mecburiyetini yükler. Ama AKP iktidarı böyle bir sorumlulukla bağlarını her gün biraz daha koparıyor.
“Bal tutan parmak yalar” diye eleştirdiğimiz, iğnelediğimiz iktidarlar bakanlar çok oldu geçmişte.
Ama balı hiç bu kadar arısı ve peteği ile böyle toptan götüren azgınlığa tanık olmamıştık.
Sormakla iş bitmiyor
Kanıta, mahkeme hükmüne bağlanmış suiistimaller, hırsızlıklar, iltimas ve yağma suçları var ortada.
Yargının eli kolu bağlı muhalefetin verdiği soru önergelerine bile cevap vermeyen iktidar, medyanın sorularından ve her türlü dürüst, açık, bağımsız zeminden bucak bucak kaçıyor.
Ama bıçak kemiğe dayanmıştır.
İktidarın muhalefeti yok sayan tutumu hakaret boyutlarına ulaşmıştır.
Başbakan, bütçe görüşmeleri gibi son derece saygıdeğer bir zemini dahi zedelemiştir.
Ana muhalefet partisi lideri Baykal Başbakan’a pişkinlikle veya profesyonel siyasetçiliğin çirkin çalımları ile geçiştirilemeyecek, halk deyişi ile “4 tane okkalı soru” yöneltmiş, fakat hiç birine cevap alamamıştır.
Lübnanlı Hariri ailesine Telekom satışından yüzmilyonlarca dolar menfaat sağlandığını iddia edip şu soruyu sormuştur:
“Karşılığında Türkiye ya da Sayın Başbakan bir şey almış mıdır, almamış mıdır?”
Başbakan bu ağır suçlamayı yutmuş, duymamış gibi davranmıştır.
CHP lideri iktidarın Sabah-atv satışındaki kabul edilemez rolünü de meclis kürsüsüne getirmiştir:
Cevap alana kadar
Başbakan’ın, Sabah’la atv’yi Çalık’a vermek için diğer talipleri caydıran baskılar yaptığını, TMSF Başkanı’nı “fiyatı yüksek oluşturdu” diye suçladığını, Çalık’a da “büyük bir medya grubunu iktidar yanlısı kartele devşirdiği için” devlet bankalarından 700 milyon dolar kredi verdirdiğini belirtmiştir.
O 700 milyon dolar, krizde binlerce küçük işletmeye nefes aldırırdı bunu hatırlatarak vicdanlara seslenmiştir.
Sonra Deniz Feneri etrafındaki büyük rezaletin Türkiye’deki bağlantılarına ne yaptığı, ona bağlı olarak RTÜK Başkanı’nın nasıl halâ o kamu görevinde tutulduğunu sormuştur.
Çağdaş demokrasilerde bu rezaletlerin her biri ayrı ayrı hükümet devirecek sebeplerdir. Ama Başbakan hiç bir soruya cevap vermeyerek uyutma siyaseti yürütüyor.
Yaptığı Baykal’a hakaret, halka saygısızlıktır. Baykal bu yok sayılma hakaretine şahsen katlanabilir ama muhalefet lideri olarak sabır göstermeye hakkı yoktur ve olamaz.
Cevaplarını alana kadar bu soruları her gün aynı saatte düzenleyeceği basın toplantıları ile bıkmadan, usanmadan tekrar tekrar sorlamalıdır.
Muhatabı utanmıyor diye pes etmemelidir!
Baykal’ın pes etme hakkı yok!
Haberin Devamı

