Bataklık gibi

Haberin Devamı

Başbakan’ın tehdit ve şantaj püsküren alevli saldırıları halkta ne etki yaptı?

Dün gelen okur yorumları, hüküm oluşturmaya yetmese de işaret fişeği olabilir.

Bir okurun teşhisi şu: “Yeri geldi Kasımpaşalı oldu, yeri geldi İstanbul’un başimamı oldu, yeri geldi çevrecilerin daniskası oldu, hatta Başbakan oldu. Her şey oldu ama bir türlü devlet adamı olamadı!”

Böyle durumlarda aydınlar uyarı görevi yaparlar, halkı uyandırmaya çalışırlar. Bizim yaptığımız da o...

Ama başka bir okur, yaygın katılıma sahip olmadığını dilediğim bir umutsuzluğu yansıtıyor:

“Bu hükümeti ‘Yakarım Kültürü’ ile yetişenler seçti. Bu tür RTE kabadayılıklarını da kahramanlık kabul ederler. O yüzden yormayın kendinizi!”

Ben de “Bu kadar kötümser olmayın, demokrasi ve adalet için harcanan hiç bir çaba ziyan olmaz. Eğer bir açmaz varsa onu halkta değil sistemde aramak gerekir” diyorum.

İki türlü milletvekili

Mesela Almanya’daki Türk kökenli parlamenterlerin medyaya saldıran Başbakan Erdoğan’a gösterdikleri tepkiler ve ortaya koydukları ilkeli tutum, hastalığın kaynağını epey aydınlatıyor.

Almanya’daki bu parlamenterler de büyük ölçüde AKP sempatizanı tabandan oy alarak milletvekili olmuşlardır orada. Ama görevini yapan medyayı susturmak için tehditler savuran Erdoğan’ı hepsi ayıplamış, soygunu örtbas etmeye çalışmakla suçlamışlardır.

Fakat tuhaf değil mi, aynı seçmen tabanına dayanan AKP’li milletvekillerinden hiçbiri “Nedir bu rezalet? Neden medyayı tehdit edecek yerde gerçeği aramıyoruz?” diye namuslu bir çıkış yapamamıştır.

Çünkü Almanya’daki milletvekillerini halk, bizdekileri liderler seçiyor. Merhamet dolandırıcılığını yazan gazetelere demediğini bırakmayan Başbakan, vicdanının sesine uyan milletvekillerini ağızlarını açtığı gün ipe çekmez mi?

Milletvekili adaylarını parti üyeleri yerine liderlerine seçtiren düzeni hemen değiştirmek zorundayız. Aksi halde sistemin ürettiği pislikler, yalnız bu hakkı kötüye kullananların başına değil, hepimizin üstüne yıkılacaktır.

Almanya’daki yargılama başka bir ibret daha yaratıyor. Bağımsız yargı, Almanya’da çalıştığı halde Türkiye’deki adaletin önünü açıyor.

Değerli Alman yardımı

Bu davanın, Başbakan dirense de ne kadar geniş bir temizliğe yardımcı olacağını göreceğiz. Kendini belli etti bu gerçek.

Tayyip Erdoğan Alman mahkemesindeki savcıyı değiştiremez nasıl olsa!.

Orada bu tür siyasi dolandırıcılık ve soygunculukları görmezlikten gelmek üzere gerçekleşmiş bir kadrolaşma yok kamuda. Hukuk devleti çalışıyor, akıl ve kuşku adalete hizmet için sürekli devrede. İşte bugünkü VATAN’ın manşeti:

Alman adaleti şüphelenmiş, araştırmış ve yakalamış... Kayıtlarda İstanbul Süleymaniye Mahallesi Muhtarlığı’na 140 ton gıda maddesi yardımı gönderildiği belirtiliyor. Muhtar dün muhabirimize “Bir paket makarna bile almadım” dedi.

Alman adaleti, parasal bağışların gıda yardımına dönüştürülme aşamasında da sahtecilik bulmuş. Erzakın bir kısmının eş-dost şirketlerinden alındığını, bir kısmının hiç alınmadığını, yani hayalî olduğunu saptamış.

Dürüst bir iktidar bu tespitleri “teşekkür”le karşılar ve üstüne giderdi. Bizimki “Konuşmayın, yakarım!” diye tehdit ediyor.

Sahi, Türkiye’de yoksullara dağıtılan gıda torbalarındaki erzak kaça, kimden, ne şekilde satın alınıyor? Kullanılan para kamunun parasıdır ihale yapılıyor mu?

Gerçekten ödendiği söylenen paralar ödeniyor mu?

Karşılığı olan gıda malzemeleri tam olarak alınıyor mu?

Bizim savcıların da merakının uyanacağı günler geliyor, bunu hissediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR