Anayasa profesörü Burhan Kuzu başkanlık sistemine geçilmesini isteyen Başbakan’ın kamuoyu oluşturma taşeronu gibi çalışıyor.
VATAN’a verdiği mülâkatta başkanlık sistemine yönelen muhalefetin sol ayağını kırmak için iştah açıcı bir ikna gerekçesi üretmiş:
“Türkiye’de de belki Amerika’da olduğu gibi iki dönem sağ, bir dönem sol gelir. Bu da solcuların başkanlık sisteminde şansı olur...”
Prof. Kuzu, bu sistemin ABD dışında sadece diktatörler ürettiğine yönelik korku ve endişeler için şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Başkanlık deyince adamın aklına Kaddafi gelirse tabii ki sıcak bakmaz!”
Türkiye’deki iktidar yetkisini kullanma anlayışı ve üslubu, parlamenter sistemde dahi “tek adam” yaratabiliyorsa Kaddafi korkusu hafife alınamaz.
Burhan Kuzu diktatörlerden koruyacak sigorta konusunda bizi kolay ikna edemez.
Başkanlık sisteminin güvenliğini sağlayan düzenin bir numaralı vazgeçilmezi bağımsız yargıdır. Bizim yargıda 12 Eylül referandumu ile yaratılan yapı, hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokraside yaşama şansını yok etmiştir!
Cumhurbaşkanı Gül ve partinin büyüklerinden Bülent Arınç başkanlık sistemine neden karşı çıkıyor?
Parlamenter sistemin bize daha uygun olduğunu niye savunuyorlar sanıyorsunuz?
Tayyip Erdoğan başkan olduğu takdirde başbakan yetkilerini de beraberinde Çankaya’ya götüreceği ve kendilerine koltuk kalmayacağı korkusundan mı sanıyorsunuz?
Hayır.. Bir bildikleri olmalı: Mesela ülkedeki hukuki ve siyasi altyapının sistem değişikliğine gitmeye elverişli olmadığını görüyorlar. Ve bunu söylüyorlar.
Tayyip Erdoğan’la başlayacak başkanlık macerasının taşıdığı risklerin büyüklüğünü de onu yakından tanıdıkları için görebiliyorlar.
Ama bunu açıkça söyleyemiyorlar.
Yani başkanlık henüz gelmeden, içinde sakladığından şüphelendiğimiz diktatörün korkusu gelmiştir.
Bakalım bu korkunun teslim alacağı insanlar mı, yoksa uyandıracağı yığınlar mı belirleyici olacak?
Marifet mi sanki?
Meclis seçim nedeniyle tatile girdi.
Âdetten olduğu üzere dönemin performansı ölçüldü ve sonuçlar açıklandı.
Bununla ilgili haberi gazetede bulabilirsiniz. Ben bu köşeye iktidar ve biraz da muhalefet partilerinin övünçle sahiplendikleri bir rakamı getireceğim.
Efendim dört yılda bu parlamento toplam 7 bin 841 maddelik 548 kanun tasarısı ve teklifi yasalaştırmış.
Marifet midir şimdi bu?
Sekiz bine yakın kanun maddesi demek bir o kadar kural, bir yığın yeni teşkilât demektir.
Bu yoğunlukta bir yasa üretimi, ancak yeni kurulmuş bir devlet için gerekli olabilir.
Doksan yıllık bir devlette böyle bir tempo, olsa olsa gizli bir düzen değişiminin, ekonomik varlıklar üstünde cereyan eden el değişiminin işareti sayılabilir.
Bir de kanunların yeterli tartışmadan nasibini almadan çıkarıldığını anlatır.
Sekiz bine yakın maddenin düzene koyacağı, mutlu edeceği bir hayat yoktur.
Çok yasa, çok kural, çok karmaşa, çok tuzak demektir vatandaş için.
Yaşadığımız “torba yasalar” tecrübesi parlamenter demokrasimizin yasama kalitesindeki çuvallamayı resmediyor.
Adaletin çok kanunla değil, iyi hazırlanmış yasaların doğru uygulanması ile sağlanabileceğini inşallah yeni dönemde öğreniriz!
Başkanlık burada diktatör üretir!
Haberin Devamı

