Güzel bir bayram tatili geçiren Başbakanımızdan umut ve barış çağrıları bekliyorduk dün.
Öyle olmadı, yine esti, savurdu.
Ve tabii gücünü abartan iktidar sahiplerinin çelişkilerine düştü, haksızlıklar yaptı.
Milliyet’te Mehmet Tezkan’ın “Siyasetçiler ne kadar az konuşursa ülke o kadar huzur buluyor” diyen yazısına kızıp meclis grup toplantısında hepimize bağırdı:
“Ben de diyorum ki, siz köşe yazarları ne kadar az yazarsanız, ülke o kadar huzur bulur!”
Başbakan’ın bu parlak fikrini her gün iktidara güzellemeler dizmekten bitap düşen yandaş medya üstünde test etmesini öneririz.
Böyle bir tedbirin onu tatmin etmeyeceğini biliyoruz. Çünkü sorunun kaynağı iktidarın kendisidir. Gerçek şikâyeti köşelerden değil eleştiri yapabilen bağımsız köşelerdendir.
Aslında yaratılan terör yüzünden gazeteciler işlerini korkusuzca yapamıyorlar. Medyayı eleştiri görevini yapmaktan bu ölçüde uzak tutan baskıların benzerini biz sadece sıkıyönetim dönemlerinde yaşadık.
Demokrat siyasetçiler için övünç ve gurur sebebi olamaz bu durum. Başbakan buna rağmen “köşe yazarları her gün değil haftanın 1-2 günü yazsın” diyebiliyor.
Önce tart, sonra söyle...
Bağımsız kalemler bunu yapamazlar çünkü şu anda zaten yerlerine sığamıyorlar.
Başbakan’ın ve iktidar sözcülerinin aşırılıklarına fren yapmaya, yanlışlarını düzeltmeye yetişemiyorlar.
Mesela kendi hesabıma AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “Kürt açılımı” bağlamında pazar günkü VATAN’da çıkan şu sözünün tehlikesine dikkat çekmeye sıra gelmedi:
“Problem çözülmezse sıkıntı Doğu’da değil Batı’da olacak!”
Ne demek bu? Böyle bir sözü pekâlâ terör örgütü de söyleyebilirdi. Çünkü tahminse yanlış, tehditse vahimdir.
“Güneydoğu’yu çözmezsek bedelini Batı öder” anlamına gelecek bir sözü iktidar sarfedemez. Onun görevi böyle bir tehlikeyi önlemektir.
Böyle bir zihin jimnastiği öncelikle terörden kaçarak yeni bir hayat kurmak için Batı’ya göçen Kürt kökenli vatandaşlara haksızlıktır, kötülüktür.
Çelik tedirgin edici bir sözün, velev ki uyarı adına sarfedilmiş olsun, Batı’daki kentlere göç etmiş Doğulu yurttaşları yeni yaşam alanlarında şüpheli bir görüntüye sokacağını hesap etmiyor mu? Etmeli...
Neden sabırlı değil?
Ya Bülent Arınç’ın “Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak ne Bülent Arınç” sözlerine ne demeli?
Üniversiteye girişte imam hatip mezunlarının önlerini açma amaçlı YÖK kararının yürütmesini durduran Danıştay bu kadar kaba bir saygısızlığa hedef yapılır mı?
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu da dün Danıştay kararını hukuka uygun bulmadığını söyledi. Biz olmasak, ona görevinin uygun bulmasa bile yargı kararına uymak olduğunu kim söyleyecek?
Kararı yermek için söylediği bir söz var:
“Bu kararın imam hatipler baz alınarak verildiğini düşünüyorum.”
Doğrudur. Meslek liseleri karambolü yaratılmak istendi ama Danıştay imam hatipler özelinde bir siyasi amaç ve ona bağlı yetki saptırması belirlemiş, kararını ona göre vermiştir.
Neyse, yine Başbakan’a dönelim. Dün “tembel, çapsız, kifayetsiz, vizyonsuz” diye muhalefeti yerin dibine batırıyordu.
Oysa “iyi ki varsınız” diyerek onları yıllar yılı sürecek AKP iktidarının garantisi olarak alaya almıyor muydu?
Köşeler aynadır. Başbakan, işler ters gitmeye başladığı için aynalarla kavga ediyor.
Dış sese tahammülsüzlüğü bundan!
Basın allerjisi
Haberin Devamı

