Şimdi biz çıkıp "Siyasetçilerin yarısı hırsızdır" desek ne olur?
Siyasetçiler ayağa kalkarlar ve haklı olarak iddianın sahibi gazeteye hesap sorarlar; müfteri ilân ederler ve "Kimdir bunlar, açıkla" diye üstümüze gelirler.
Böyle bir durumda İngiltere'de yaşandığı gibi "Düzeltme" başlığı altında "Siyasetçilerin yarısı hırsız değil" diye bir açıklama yapmak bizi kurtarmaz.
Çünkü kamu hizmetinin temel ayaklarından biri olan siyasete halkın güvenini haksız yere zedelemenin vebali vardır ve bunun da cezası olması gerekir.
Aynı şekilde medya da demokrasinin olmazsa olmaz kurumudur. O nedenle halka bilgi sağlayarak demokrasiyi teminat altına alan medya güvenilir olmak zorundadır.
Güven duygusunu zedeleyen sapmalar varsa bunları siyaset adamları da, medya kuruluşları da hiçbir çıkar hesabı gütmeden, dürüstçe ortaya koymak sorumluluğu ile karşı karşıyadır.
Millet ne bekliyor?
Yakın geçmişin kötü yönetimleri ülkeyi umutsuz bir sosyal iflâs batağına sürükledi. Siyaset de, medya da bu genel bozulmadan paylarına düşeni aldı.
Son genel seçim, halkın yozlaşmaya karşı gerçekleştirdiği bir demokratik ihtilâldir.
Tayyip Erdoğan, bu ihtilâlin kendisine ve partisine yüklediği misyonu doğru tahlil etmek zorundadır. Ahlâkı ayağa kaldıran, temiz toplum özlemine cevap veren hassasiyetleri ihmal etmek, başka alanlarda ne kadar başarılı olursa olsun onu da eskilerin yanına gönderebilir!
Başbakan bu tehlikeli çizgide oynuyor.
Gazeteci kisvesi ile randevu alan "tonlarla adam" ın mensup oldukları medya grupları hesabına kendisinden ihale ve kredi istediklerini iddia etmesi, eğer bunu medyada birikmiş kiri temizlemek niyeti ile söylemişse, kahramanlıktır.
Ama "bunlar kimdir" açıklamıyorsa, ağır bir ahlâki suç işliyor, politika yerine entrika yapıyor demektir.
Suçlulara yataklık!
"Merak etmeyin, zamanı geldiğinde onları birer birer açıklayacağım" sözü demokrasinin ve temiz toplum özlemlerinin kendisine yüklediği borcu yerine getirmesi için asla yeterli olamaz.
Çünkü açıklamaya karar vereceği güne kadar o suçlulara yataklık etmenin vebali altına girecektir. Mesleğe ihanet pahasına menfaat sağlamak isteyenleri şantaj yoluyla kullanmanın hesabını yaptığı şüphesine hedef olacaktır. Ve en önemlisi de birkaç iş takipçisi yüzünden tüm medyayı töhmet altında bırakma suçunu işleyecektir.
Başbakan susarak geçirdiği her gün bu günaha batıyor. Yaptığımız çağrıya rağmen dün susmaya devam etmiştir.
Basını toptan zan altında bırakmanın vicdan azabı içinde yaşamak kişisel tercihi olabilir.
Ama şunu bilmeli ki milletin özlemi, ahlâk, adalet ve temiz toplum idealleri uğruna gözünü budaktan sakınmayacak siyasi liderlere kavuşmaktır.
Dedikodu yapan siyasetçilerden gına geldi çünkü!
Başbakan'ın vebali
Şimdi biz çıkıp "Siyasetçilerin yarısı hırsızdır" desek ne olur?
Haberin Devamı

