Kurban Bayramı’nı artı ve eksileri bol bir gündem içinde idrak ediyoruz. Hepinize kutlu olsun.
Bir okurumuz “Herkesin bayramı kutlu olsun; Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını iptal edenlerin de..” diye yazmış. İtirazım yok!
Başbakan’ın Almanya’yı ziyaretinden ve katıldığı G20 zirvesinden iç kamuoyu için moral artırıcı haberler ve görüntüler geldi.
Fakat Başbakan’ı dönüşte bekleyen bir konuk, onu bir anda ülkenin en önemli ve en can sıkıcı sorunu ile yüz yüze getirdi.
Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, PKK terör örgütünün tasfiyesine giden yoldaki en ciddi engeldir.
Terör örgütü Kuzey Irak’tan gelip vuruyor sonra tekrar oraya kaçıp kendini toparlıyor ikmalini yapıp yeniden vuruyor.
Dün Başbakan Erdoğan kendisine bu durumun sürdürülemeyeceğini açıkça söyledi.
“Ya siz bitirin, ya birlikte bitirelim, ya da bırakın biz halledelim” dedi.
Barzani’nin toplantıdan sonra “Bu meselenin barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerekiyor” demesi, hiçbir alternatifte rol üstlenmeye razı olmadığının belirtisidir.
“PKK tarafından yapılan her türlü askeri eyleme karşıyız. Mücadele parlamentoda sürmeli” gibi sözler, pratik sonuçları olmayan uyutmalardır.
Şu açık ki Barzani PKK’dan korkuyor. Kendi açısından haklı olabilir. Ama böyle bir durum, PKK’nın barındığı bölgede egemenlik hakkından vazgeçmesi mecburiyetini doğuracaktır.
Çukurca katliamı herkesin aklını başına getirmiştir. İktidar mücadele ile müzakereyi birbirinden bağımsız olarak yürütmek gerektiğini anlamıştır.
Ordunun eli, kolu bağlanmadığı zaman neler yapabileceği ortadadır.
Barışın anahtarı siyasettir. Siyasetin terör ve şiddet etkisinden kurtarılması şarttır.
O şart Kuzey Irak’a girmeyi gerektiriyorsa PKK bitene kadar hiç düşünmeden girilecektir.
Barzani’nin onurunu koruması, koynunda yılan beslemekten vazgeçmesine bağlıdır.
Kimse 1990’ların mücadele yöntemlerine geri dönmek istemiyor.
Ama eşkıyaya, katil sürülerine itibar etmek, statü tanımak da bu ülkenin halkını rencide ediyor.
Bu yakınlık fazla!
İngiliz The Daily Telegraph gazetesi Türkiye’nin Suriye’de iç savaş çıkarmaya çalıştığı iddialarına esaslı bir katkıda bulundu.
Hatay’da Özgür Suriye Ordusu komutanı Albay Al Assad ile görüşen gazete “15 bin askerden oluştuğu öne sürülen isyancı ordu, Türkiye’den koordine ediliyor” diye yazdı.
Gazeteye göre Albay Al Assad’ın güvenliğini Türk makamları sağladığı gibi kendisine erişim de Türk Dışişleri Bakanlığı kontrolunda gerçekleşiyor.
Şimdi düşünmek lâzım:
Bu durum bizim Kuzey Irak’a dönük taleplerimizle açık bir çelişki oluşturmuyor mu?
Barzani’den beklediğimiz hassasiyeti Şam’ın bizden istemeye hakkı doğmuyor mu?
Komşularla sıfır sorun siyaseti kazaya uğrayabilir. Ama bu başarısızlık savaş sebebi olacak aşırılıklara kadar dayanmamalıdır.
Batılı dostlar Libya’da Kaddafi muhaliflerine para yardımı yaptık ve Özgür Suriye Ordusu’na ev sahipliği yapıyoruz diye takdirkâr davranıyorlar.
Aman gaza gelmeyelim!..
Amerika, Afganistan ve Irak’ta işini kendi askeri ile gördü. Ama Arap baharına müdahalede “alet” kullanıyor.
Amerika ve İsrail’in son günlerde İran’ın suyunu kaynatmaya hız verdiklerine de bakarak dikkatli olmakta, hatta frene basmakta büyük yarar vardır.
Resimlerini görmüşsünüzdür...
Ben şahsen Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan sarmaş dolaş olacağına ilişkinin el sıkma düzeyinde kalmasını tercih ederdim!
Barzani hep aynı
Haberin Devamı

