Baba nasihati

Süleyman Demirel’e göre artık eli mahkûmdur, Tayyip Erdoğan aday olacak ve Çankaya’ya çıkacaktır

Haberin Devamı

Süleyman Demirel’e göre artık eli mahkûmdur, Tayyip Erdoğan aday olacak ve Çankaya’ya çıkacaktır.

Daha önce düşünmüyor olsa bile şimdi çıkacaktır. Çünkü başka birini gönderirse kendisi bitecektir.

“Lâyık değilsin” diyenleri onaylamış, suçlamaları kabul etmiş olacaktır.

Eski Cumhurbaşkanı’nın yaptığı bu değerlendirmeyi AKP kurmayları akıl edememiş olabilir mi? Olamaz.

Eğer Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı olmaya karar vermiş ve bu kararını kendisi hakkında tartışma yapılmasına fırsat tanımayan bir taktiğe oturtmuşsa, tartışmalar cumhurbaşkanı seçiminden sonra açılacak demektir.

Dokunulmazlıkların kaldırılacağına söz verdiği halde bunu yapmamıştır. Şimdi “Zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlarını içeren bir dokunulmazlık dosyasını arkasında bırakarak Çankaya’ya çıkacaktır.

Bunlar deşilecek, yakınlarına sağladığı imkânlar konusunda ortaya atılacak yeni iddialar, onu laik rejimle çatışma halinde gösteren suçlamalarla zenginleştirilecektir.

Demirel’in şu teşhisi yerindedir:

Türkiye’de hiç bu kadar tartışmalı bir Cumhurbaşkanı seçimi olmadı. Eskiden cumhurbaşkanlığı için siyasetçiler hem kendi aralarında hem askerlerle çatışırlardı.

Bu seçimde halk ilk defa taraf oluyor! Taraf oluyor ama maalesef çözümün anahtarı olamıyor.

Halbuki kalıcı bir çözümün, istikrarlı demokrasiye ilerleyişin anahtarı halktır.

“Derhal Anayasa’yı değiştirip cumhurbaşkanını halka seçtiren değişikliği yapın” diyen Demirel’in önerisini Tayyip Erdoğan, önünde ardında tuzak aramadan değerlendirmelidir.

Sonuçta bu, kendisi için bir şey istemesi ihtimali olmayan bir büyüğün nasihatidir.

Bir yanlışlık var!
PKK’nın ateşkesi “kış uykusu” gibidir. Yılanlar gibi...

Havalar ısındı, yılan uyandı.

İki günde altı şehit cenazesi kaldırıldı.

Millet yine kan ağlıyor.

Aynı trajediyi tekrar mı yaşayacağız? Ağıtlar ve lânetlerle daha ne kadar yüreklerimizi parçalayacağız?

İşe yarasa iyi, ama yaramıyor. Meydanlar bir tarafta milliyetçilikten nema sağlayanlara öbür tarafta da bu cinayetler nedeniyle oluşan tepkileri yönlendirerek Kürt vatandaşları etnik nefretin hedefi haline getirmek isteyen bölücülere kalıyor.

Geçen gün ABD eski Genelkurmay Başkanı Myers’in bir açıklaması vardı. PKK’nın bir ordu için izlenip yakalanması hiç kolay olmayacak kadar küçük bir grup olduğunu söylüyordu.

Bu tespitten şu çıkıyor: PKK artık 5-6 bin kişilik bir hedef haline geldiğine göre onunla mücadele edecek askeri gücü özel bir niteliğe kavuşturmak gerekiyor.

Ülkeye düşman saldırısı olsa hepimiz asker olup dikiliriz karşısına; babalar, oğullar gerekirse yan yana ölürüz.

Ama PKK öyle bir düşman değil. Karşısındaki güç ne kadar sayısal üstünlüğe dayanıyorsa bize verdiği zarar o kadar fazla oluyor.

Dün toprağa verilen şehitlerimizden biri Kimya Fakültesi’ni yeni bitirip askere giden, asteğmen çıktıktan 12 gün sonra Bitlis’e gönderilen bir fidandı. Öteki şehitlerle beraber ruhu şad olsun.

Komandonun uzmanı olmuş, özel seçilmiş, özel teçhizatla donatılmış, tam profesyonel “zıpkın”ların görev yapması gereken dağlarda standart askerin ne işi var?

Bu yanlışı düzeltelim.

Vatan için öleceksek ölelim.

Yeter ki boşuna ölmeyelim!

DİĞER YENİ YAZILAR