Ayıp zinciri

Haberin Devamı

Adalet Bakanı Şahin, dediklerini yapmayı başaramasa da çoğu zaman doğru şeyler söylüyor.

Mesela dün Ergenekon davası ile ilgili görüşünü soran gazetecilere, kendisinin tek sorumluluğunun yargılama faaliyetinin düzgün bir şekilde yürümesini sağlamak olduğunu belirtti.

Mahkemelerin, yargıçların ve savcıların “çok daha rahat çalışmalarını sağlamak”la görevli olduklarını söyledi.

Peki bu görevini yapabildi mi?

Aylar öncesinden belirlenmiş takvimine uygun olarak Ergenekon Davası’nın dün sabah başlaması gerekiyordu.

Bu dava toplumu kamplara bölmüştür. Kimileri yargı sayesinde “derin devletten arınma” şansını kullanacağımızı, kimileri AKP iktidarının bu şantajla muhaliflerini susturmaya çalıştığını düşünüyor.

Yabancı basın bu davanın “demokrasi sınavı” olduğunu yazdı. Bu yorum yargıya siyasi bir karar empoze ediyor. Herhalde Türk yargısı bu sömürgeci kafalı kurnazlıkların tuzağına düşmeyecektir.

Bütün vatandaşlar için istenen tek şey ideolojilerden bağımsız olarak suçluların bulunması, adaletin gerçekleşmesidir.

Türkiye, bu kara şüpheye mecbur gibi yaşamaktan kurtarılmalıdır.

Çaresi bulunsun...

Bunun için her şeyden önce adil yargılama şartlarına sahip bir ortam gerekir değil mi?

Ama dün Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki özel mahkemeye götürülen tutuklu ve tutuksuz şüpheliler, giden yakınları, avukatları, yerli ve yabancı medya bir hengâme ile karşılaştı.

İtiraz ve şikâyetlere Mahkeme Başkanı Köksal Şengün de katıldı, “Bu şartlardan ben de şikâyetçiyim. İstanbul şartlarında ancak böyle bir yer temin edildi. Yeni bir salon yapmak üç ay sürer” dedi.

Ve sonra, bu dava için hazırlanan mahkeme salonunda, tutuklu ve tutuksuz sanıkların ayrı ayrı yargılanmalarına karar verdiğini açıkladı.

Böyle yargılama olur mu?

Uzman görüşleri “olmaz” diyor.

Çünkü söz konusu olan bir örgüt davasıdır ve bir sanık ifade verirken öteki sanıkların onu dinlemesi, gerektiği yerde soru yöneltmesi lâzımdır.

Bu hakkı kullanamayan sanıkların adil yargılama yapılmadığını söylemeye hakları olacağı için sorunu hemen çözmek gerekiyor. Nasılsa bu dava yıllarca sürecek.

İyisine lâyık mıyız?

Davanın önemi ortadadır. Yargılamanın başlayacağı tarih çok önceden belliydi.

Adalet Bakanlığı’nın görevi ne Bakan Şahin onu açık açık söylemiş.

Buna rağmen utandırıcı bir perişanlık...

Şimdi ne olacak?

Bakan Şahin peş peşe hatalar yaptı.

Deniz Feneri için sıkıştırılınca “Bana ne ya!” dedi.. Cezaevinde işkence sonucu ölen gencin ailesinden devlet adına özür dileyince birçokları “Aferin adama büyüklük gösterdi” demeye kalktı.

“Sen siyasi sorumlusun, bir insanlık suçunu devletin üstüne yıkamazsın. Devlet adına mağdur aileden özür dileyecek yerde senin devletten özür dileyerek koltuğunu boşaltman gerekirdi” diyenler pek az oldu.

VATAN bugünkü manşetinde mahkemedeki görüntüleri “Türkiye’ye yakışmadı” başlığı ile tarihin kaydına geçirdi ama ben olanların Türkiye’ye yakışıp yakışmadığından tam emin değilim.

Adalet Bakanı ne yapması gerektiğini biliyordu. İyi niyetle görevini yapmayı da istedi belki ama başaramadı.

Buna rağmen o makama başarılı olacak birini getirme yolunu açacak istifayı ne Bakan’ın kendisi düşündü, ne de kamuoyu bunu ondan istiyor.

Böyle bir bakan bize yakışıyorsa sonuçları niye yakışmasın?!

DİĞER YENİ YAZILAR