Böyle durumlarda vermeye alıştığımız tepki “Başımıza bu da mı gelecekti?” diyerek kederlenmektir.
Ay sonunda Avrupa Parlamentosu’nun onayına sunulacak olan Türkiye Raporu, çoğumuza böyle dedirtecek tespitler ve uyarılar taşıyor.
Bu raporu, sürekli kendini tekrarlayan önceki Türkiye raporlarından ayıran fark, “Ordunun laik bütünlüğünün ve operasyonel yeteneğinin garanti altına alınması” gereğini vurgulayan ifadelerdir.
İlk kez muhatap olduğumuz bu uyarı, askerler üstündeki sivil kontrolun artmasını sağlayan adımlardan duyulan memnuniyetin ifade edildiği paragrafa bir İngiliz parlamenterin (Geoffrey Van Orden) önerisi ile eklenmiş bulunuyor.
Uyarının yeterli açıklık taşıdığına şüphe yoktur.
Avrupa Parlamentosu, Türkiye’de askeri vesayete son verme amaçlı çabalardan hoşnuttur ama ameliyatta ölçünün kaçırılmış olduğu endişesi açıkça ifade edilmektedir.
Demek ki TSK’ya karşı yürütülen operasyonun doğurduğu kaygılar uzun süre saklanmış fakat artık gizlenemez hale gelmiştir.
Türkiye’nin kara kaşı, kara gözü için mi bu gayret?
Hayır; korku ve endişenin kaynağı, böyle giderse Türk Ordusu’nun NATO yükümlülüklerini yerine getirmekte yetersizliğe sürüklenmesidir.
Askerlere açılan davalarda benimsenen sertlik ve adil yargılanma hakkının sistematik olarak ihlâl edildiği inancı, Avrupa Parlamentosu’nca formüle edilen uyarının sebepsiz olmadığını düşündürüyor.
Daha önemlisi, süren işlemlerin ve yumuşamayan tutumların, TSK’nın laik bütünlüğü konusunda endişe doğurduğunu ortaya koyuyor.
Raporda “silahlı kuvvetlerin laik bütünlüğünün garantiye alınmasının gereği” vurgulandığına göre demek ki Avrupa Parlamentosu, Türkiye’deki laiklik karşıtı tırmanışın silahlı kuvvetler için bile tehlikeli olmaya başladığından korkuyor.
Avrupa Bakanı Egemen Bağış “Türkiye laikliğini de, demokrasisini de koruyabilecek güçtedir; kimsenin tavsiyesine ihtiyacı yoktur” dedi.
Hayır… Türkiye’nin asıl bu konudaki eleştiri ve uyarıları hafife alma lüksü yoktur!
HSYK Başkanı’na hiç yakışmadı…
Adalet anlayışı 13 Mart’ta sınavdan geçecek.
Şartlar maalesef umut vaat etmiyor. Mahkemenin Sivas katliamı sanıklarını zaman aşımı gerekçesiyle kurtarabileceği korkusunu yüreğimizde taşıyarak tedirginlik içinde bekleyeceğiz.
Mezhep ayrımından beslenen nefretin canavarlaştırdığı yaratıkların işledikleri katliam suçunu, zaman aşımı gerekçesiyle cezasız bırakmak akla, hakka, vicdana uymuyorsa hukuka hiç uymaması gerekir.
Ama Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur, kamuoyu önünde zaman aşımını savunuyor.
En azından mahkemenin kararı üstünde etkili olacağından korkarak sakınması gerekmez miydi?
Okur, “insanlığa karşı suç” kavramı hukukumuza Sivas’taki katliamdan sonra girdiği için “Madımak sanıklarına işlemez” diyor.
Hayır, insanlığa karşı suç işleyenlerin sığınağı olmamalıdır.
HSYK Başkanı, canavar eğilimlere “Yüksek yargıda koruyucularımız var” duygusu vermekten korkmuyor mu?

