Ayağımıza kurşun sıkmak..

Haberin Devamı

Devlet adamı kaliteleri siyasetçi kimliğini yücelten Doğu kökenli bir siyasetçiydi.

Adını vermeyeyim, zarar görmesin...

Kürt vatandaşların kültürel kimliklerini tanıyan ve geliştirmelerine yardımcı olan bunca icraata rağmen ayrılıkçı talepler hız kesmiyor hatta verdikçe tahrik oluyor; neden?

Cevabı şu olmuştu:

“Asıl istedikleri ‘Devlet buraya harcadığı parayı bize versin, biz harcayalım..’ Kimlik kültür lâfları örtüdür!”

BDP Milletvekili Bengi Yıldız’ın “özerkliğini ilân eden yer Ankara’ya vergi vermemeli ama devletten yardım almalı” önermesini okuduğumda o konuşma aklıma geldi.

Türkiye’de siyaset kirli.

Bal tutan parmağını yalıyor.

Birkaç yıl öncesine kadar Kürt kökenli siyasetçiler, kamu parasını harcayanların kolay yoldan zengin olmalarına bakıp hevese kapılmış olabilirler.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesini bu niyet ve hayallerle istemiş olabilirler.

Ama artık devir değişti. Bal tutanlardan olmak amacı ikinci planda kaybolmuştur.

Açılım mı tahrik etti?

Bengi Yıldız’ın sözleri aslında Güneydoğu insanına “devlete vergi vermeyin” çağrısıdır.

Devlet olmanın birinci değilse ikinci şartı belli: Vergi alamadığın yer senin değildir!

Başbakan dün BDP’nin seslendirdiği hayali “Yağma Hasan’ın böreği” söylemi ile alaya alırken bir uyarı da yapmıştır:

“En batıdaki nasıl vergisini ödüyorsa en doğudaki de vergisini ödeyecektir. Ödemediği zaman bedelini ödemek durumunda kalır!”

Açılım siyaseti de terörle mücadele de iyi yönetilemedi. Ucu açık açılım vaadi, hayal ve ihtirasları uçurmuştur adeta.

Ayakların yere basması için iktidarın şu gerçeği görmesi lâzım:

Terör azgınca sürerken çözüme ilerlemenin imkânı yoktur.

Çünkü hem toplumsal psikoloji bu ortamı onur kırıcı bulacağı için, hem de bölücü talepler cesaretlenip azgınlaşacağı için halk her adımı teslimiyet sayacaktır.

İktidarın terörle mücadeleye yoğunlaşmak gerektiğini fark etmesi iyi bir gelişmedir.

Terör uzmanı polis gücünün artırılması da doğru karardır.

Ama başarı “kim yapıyor” değil “ne yapılıyor” sorusuna verilecek cevaba bağlıdır.

Askerin moraline dikkat

Bir anda bulup gönderseniz bile 15 bin polis, terör bölgesinde 1990’lı yılların sonunu tekrarlamaya yetmeyebilir.

O dönemde polis özel harekât timlerinin başarıda büyük payı oldu.

Ama temel TSK idi yine.

Yapılan, bütün güçlerin uyum içinde bir arada kullanılması idi. Bu sayede PKK hem alan hâkimiyetini (köy ve kentlerdeki etkinliğini) hem de “cephe gerisi” denilen kurtarılmış bölgelerini kaybetti.

O tecrübeyi unutmamak lâzım.

Özel harekât polisleri, nokta operasyon yapan elit birliklerdir. İşe yaraması için iyi işleyen bir istihbarat ve çevre güvenliğini sağlayan etkili bir asker desteği lâzım.

Bunun için de güvenilen, milletin minnet ve takdir duyguları ile beslendiğini hisseden bir ordu gerekiyor.

Çatışmada kurşunla ölmezse daha sonra bir imzasız ihbar mektubu ile kahırdan ölebileceği endişesi taşıyan subaylarla kolay kolay yapılamaz bu iş.

Dün İçişleri Bakanı, Silvan soruşturması ile ilgili olarak “Tabur veya bölük komutanı seviyesinde görevden alma olabilir” diyordu.

Bunu soruşturma bitmeden söylemenin adaleti yoktur.

Peki başka türlü bir yararı var mı?

Ayağımıza kurşun sıkma huyundan vazgeçsek artık!

DİĞER YENİ YAZILAR