Toplumda kutuplaşma yaratacak sebepler üretmek ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Çünkü süreç ortada gri renk bırakmıyor.
Her şey, her yer, herkes ya siyah oluyor ya beyaz.
Türkiye ilerlemek için zorlu ve köklü reformlar yapmak zorunda.
Konuşamazsak nasıl uzlaşabiliriz?
Acaba Başbakan seçim ortamını çok iyi değerlendirdiğine inandığı gerilim ve çatışma üstüne mi kurmayı tasarlıyor?
Niyeti buysa hemen vazgeçmesini dileriz. İki sebeple:
1. Seçim kazanmak için böyle tehlikeli yöntemlere ihtiyacı yoktur.
2. Karşısında devlet gücü ile susturmaya alışık olduğu muhataplar bulunmuyor. Haksız bir suçlama bir anda tahrik sarmalı yaratabilir. Nitekim dün bunun bir örneğini gördük.
Parti adaylarının tanıtıldığı toplantıda Başbakan muhalefet partilerinin YGS üzerinden gençleri yoğun şekilde istismar ettiklerini öne sürdükten sonra inanılmayacak bir tehditte bulundu.
“Taksim’de bin kişiyi, iki bin kişiyi yürütmek, iki bin genci yürütmek problem değil... Biz de kalkarız onların karşısına 5 bin 10 bin tane genci koyarız” dedi.
Kalesine gol attı
Sözlerindeki zehir etkisini azaltmak isteği ile olmalı “Biz bu ülkede gerilimden yana değiliz” dedi ama böyle bir sözün ağzından çıkmasının dahi gerilim yaratmaya yeteceğini unutmaması gerekirdi.
Nitekim CHP fırsatı kaçırmadı.
Genel Başkan Yardımcısı Engin Altay CHP adına ağır bir uyarıda bulundu:
“Yapılan açıklama büyük bir tahriktir bölücülüktür, ayrımcılıktır, nerede oturduğunu bilmemektir... ÖSYM’de tezgâh kuracaksın yandaşlarına sınav şifresi vereceksin, sonra da kalkıp emeğine, geleceğine sahip çıkan gençlerimizi tehdit edeceksin. Eğer herhangi bir gencimizin burnu kanarsa ya da gençlerimiz karşı karşıya gelirse sorumlusu Erdoğan’dır. Böyle bir durumda dünyayı başına yıkarız!”
Başbakan’ın amacını aşan sözleri ağzından kaçırdığına hepimiz inanmak isteriz. Kendisi de bu temenniye katkıda bulunacak duyarlılığı göstermelidir.
Çünkü gerilimi tırmandırmanın kimseye yararı olamaz.
Başbakan’ın diplomatik zeminlerde yabancı muhataplarına karşı ortaya koyduğu azarlayıcı tavırları içeride kendi halkına ve ülkenin partilerine karşı tekrarlaması kabul edilemez.
Ayrıca dışarıdaki gibi puan da getirmez.
Milli irade bölünmez
Büyük parçayı kendine almak hesabı üzerine kurulu bölme oyunlarının her zaman başarı ile sonuçlanacağını da kimse düşünmemelidir.
Haksızlığın fark edilmesi bir anda oyunu kuranları yıkıma götürür.
Başbakan dikkat edilecek olursa iddialara gerçek görüntüsü veriyor, bazen de tersini yaparak gerçekleri iftira sınıfına sokuyor.
Ergenekon davası ile ilişkilendirilen üç şüpheliyi (Haberal, Balbay, Alan) aday yaptıkları gerekçesiyle Başbakan Erdoğan dün CHP ve MHP’yi “milletin değil, mafyanın ve cuntanın iradesini temsil eden partiler” olmakla suçladı.
Mahkemenin vermediği hükmü Başbakan “seçimde lâzım olur” diye çoktan vermiş!.
Öte yanda sınavda şifrenin varlığı resmen itiraf edilmiş olduğu halde Başbakan sınavla ilgili itirazları iftira saymakta, daha önce oyunu “şifre yok”tan yana açıkladığı halde gençlerin kendisine güvenmesini istemektedir.
Bunu istemeye hakkı olabilir. Ama kimseyi korkutarak hak arama özgürlüğünden vazgeçiremez.
Başbakan acayip bir şekilde AKP’ye verilmeyen oyları milli iradeden saymıyor.
Bu huyunu terk etmek zorunda!
Ateşle oynamak!
Haberin Devamı

