Darbe virüsünün aktif olduğu yıllarda İspanya Kralı Carlos’un askerlere yönelik bir mesajını hatırlıyorum.
Bize de çok uyduğunu düşünerek daha sonra o mesajı kendimize uyarlamıştım:
“Ordusuz hürriyet, hürriyetsiz bir Türkiye olamaz.”
Nitekim bakın; ordu her türlü psikolojik silâh kullanılarak yıpratılıp zayıflatıldıkça bedelini hürriyetlerimizden ödüyoruz.
Genelkurmay Başkanlarının devir teslim törenindeki konuşmalarını dinlerken İspanya Kralı Carlos’un askerleri sivil otoriteye itaat etmeye çağıran ve böyle bir orduya sahip olmanın sağlayacağı zenginliğin değerini yücelten tarihi sözleri neden aklıma geldi?
Çünkü askeri darbe bahanesiyle daraltılan özgürlükler ve kaybolan adalet büyük bir sorun olarak önümüzde duruyor. Çözüm umudu da doğmuyor..
Tesadüf olamaz...
Bazı çevrelerin uyandırdığı darbe vehimleri gerçek değildir. Hedefine ulaşmış amaç ise TSK’yı suçluluk baskısı altında bunaltarak fizik ve moral gücünü aşağıya çekmektir.
Nitekim asker zayıfladıkça, demokratik rejimin temel ayaklarını budayan eylemler cüret kazanmıştır.
Yüksek yargıyı ele geçirmeye ve yargı bağımsızlığına son vererek güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırmaya yönelik Anayasa değişiklikleri ile TSK’ya karşı açılan psikolojik harbin aynı zamana denk gelmesi rastlantı olamaz.
Eski ve yeni Genelkurmay Başkanları Başbuğ ve Koşaner törendeki konuşmalarında sivil otoriteye saygılı iki komutan olarak siyasi iktidardan hukuk devletinin korunması talebinde bulunmuşlardır.
Orgeneral Başbuğ’un dikkate değer bir sitemi var:
“Çağdaş toplumlarda askerler sivil otoriteye profesyonel tavsiyeler yaparlarken şu anlayışa sahiptirler; Yaptıkları tavsiye ve teklif dinlenecek ve değer verilecektir.”
Bu sözler hayal kırıklığı ifade ediyor. Acaba iktidar Koşaner’in görev döneminde Başbuğ’un geçirdiği kötü tecrübeyi değerlendirerek askerden gelen önerilere değere verecek midir? Vermeli..
Eğer özgürlükleri daraltmanın yolu ülkenin silâhlı kuvvetlerini yıpratmaktan geçiyorsa doğal olarak en ağır haksızlıklara askerler hedef olacaktır. Bizde olan da odur!
Eksiğimiz adalet!
İktidar, muhalefete tahammülsüz baskı rejimlerinin cehennemine Türkiye’yi sürükleme kastına sahip değilse, TSK’daki bu nöbet değişimini bir milât saymalıdır.
Hukuk devletini ayağa kaldırmak için Orgeneral Başbuğ’un sıraladığı tavsiyeler, yitirilen pek çok değeri, başta itibarlar ve güven duygusu olmak üzere geri kazandırabilir.
Türkiye’nin şu andaki en büyük eksiği ve en acil ihtiyacı adalettir. Orgeneral Başbuğ, masumiyet karinesine ve adil yargılanma hakkına azami özen gösterilmesini isterken, cezaya dönüştürülen uzun tutuklamalara, gizli tanık ifadelerine itiraz ederken ve özel mahkemelerin ele alınmasını talep ederken gadre uğramış bir camianın temsilcisi olarak hükümete değerli bir danışmanlık da yapmıştır.
Yeni komutanın yolun başında beklediği yardım da budur.
İstenen şey, yargının siyasi müdahalelerden uzak kalması ile sağlanabilir.
Yargıyı tümüyle zaptedebilmek için referanduma alabildiğine asılan iktidardan böyle bir sağduyu bekleyebilir miyiz?
Zor tabii...
Daha anlamlı, daha garantili çözüm,
12 Eylül’de hayırlı bir sonuç almaktır!
Askere kulak verin
Haberin Devamı

