Başbakan güç gösterisine dayalı sürprizler yapmayı seviyor.
Seçime üç gün kala seçimden sonra kuracağı hükümetin yeni bir model üstüne oturacağını açıkladı.
Bakanlar Kurulu 25 üyeden oluşacak. Başbakan ve dört başbakan yardımcısı, 20 icracı bakanlık ve her icracı bakana bir bakan yardımcısı...
Başbakan benzeri görülmemiş bu şovla, pazar günkü seçimi formaliteye indirgeyen bir psikolojik hamle -daha doğrusu baskın- yaptı.
Anketler Başbakan’a aşırı bir güven duygusu verse bile siyasi etik, gelenekler ve ibretli tecrübeler böyle davranmaya izin vermez.
Ama iktidar, ahlâki olmayacağını bile bile ve risklerine rağmen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini bu amaçla kullanmıştır.
Bu tavır yalnız seçim konusundaki aşırı güven duygusunu rakip partileri aşağılayarak gösterme amacıyla sınırlı kalmıyor, Başbakan’ın hevesli olduğu başkanlık sisteminin alt yapısını oluşturma niyetine de hizmet ediyor.
Yeni yapının iki önemli özelliği dikkat çekicidir:
Birincisi icracı bakanlıkların görev ve sorumluluk alanlarının, çağın gereklerine ve verimliliği artırma amacına dönük olarak düzenlenmesi.
İkincisi, icracı 20 bakana birer bakan yardımcısı getirilmesi...
İkisinin de yararlı yönleri vardır kuşkusuz.
Ama başta belirttiğimiz gibi parlamento zemininde tartışarak gerçekleştirilecek doğru bir iş, meclis dolanılarak seçimden önce yani yanlış zamanda yapılmıştır.
Başbakan Erdoğan bakan yardımcılarının “parlamento dışından” getirileceğini hükümetle gelip hükümetle gideceklerini söyledi.
Evet, doğru çalıştırılırsa bakan yardımcılığı işleyişi siyaset dünyamıza, lider ve devlet adamı yetiştiren bir mecra kazandırabilir.
Fakat ahlâka aykırılığı ve meclisten kaçırılarak kotarılmış olması, sakat bir başlangıç ortaya çıkarıyor.
Seçimi cepte keklik görme ayıbı artık geri alınamaz.
Ama meclisteki müzakere eksiği giderilebilir, mutlaka da giderilmelidir!
Korkular
Financial Times gazetesi başyazılarından birini yine bizim seçime ayırdı.
AKP’nin hoşuna gitmeyecek mesajlar dizisine sert tonda yeni bir ekleme yaptı.
“Demokrasi için oyunuzu CHP’ye verin” diyen The Economist kadar kafa göz girişmedi belki ama sonuçta aynı kapıya çıkan şeyler söyledi.
“Türkiye’ye daha güçlü bir cumhurbaşkanı değil güçlü bir muhalefet gerek” dedi.
AKP kurmayları tepki göstermeden önce uluslararası medyadaki bu ağız birliğinin arkasındaki irade kime ait, onu arayıp bulmalıdır.
Tayyip Erdoğan’ı diktatör yapacak gidişten korkarak bu çağrıları yazdıranlar kimlerdir?
Türkiye’yi uzaktan yönetmek isteyen yabancı ülke siyasetçileri mi, yoksa Türkiye’deki yatırım ikliminin tehlikeye girmesinden korkan yabancı sermaye sahipleri mi?
O başyazıların arkasında uluslararası çete bulunduğunu söylemek aceleden doğmuş büyük bir teşhis yanlışı olabilir.
Yazılar korku yansıtıyor.
Muhatabına güven verecek yerde daha çok korkutmak, endişeleri kanıtlamak olmuyor mu?

