Üstünden otuz iki yıl geçmiş bir suçun hesabını soran irade hınçlı olamaz.
Zaten “anayasal düzeni zorla değiştirmek” suçundan haklarında ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya için “hapse atılsınlar da orada ölsünler” diye yanıp tutuşan bir çoğunluk yoktur.
Eski komutanların tarih sahnesindeki rolü bundan sonraki darbe heveslerini caydıracak bir ibret yaratmak için modellik olacaktır.
Bu tarih sahnesini kuranların yaşları, 12 Eylül 1980 sabahını hatırlamaya müsaittir.
Ve onların büyük çoğunluğu o sabah, her gün ortalama 20-25 kişinin öldüğü bir terör cehenneminden canlarını sağ salim kurtaran darbe için TSK’ya şükran duyduklarını inkâr etmeyeceklerdir.
12 Eylül darbesinin getirdiği Anayasa’yı kabul ederken bir yandan da Evren’i Cumhurbaşkanı seçen sandıktan yüzde 92 Evet oyu çıktığını unutarak hesap sormaya başlamak vicdanları rencide eder.
O yanlışı yapanlara şunu sormak gerekir:
Adına hareket ettiğiniz parti veya kurum varlığını 1982 Anayasası’na borçlu değil mi?
Hesap sormak gerekiyor idiyse bunca yıl neden beklediniz?
Geleceği korumak
İktidarın anayasacısı Burhan Kuzu “Ben kurucu iktidarım; beni yargılayamazsın” diyen darbecilere “savunmanızın mantığı yok” karşılığını veriyor.
Darbecilerin avukatı da Burhan Kuzu’yu onun kendi yazdığı kitaptan yaptığı şu alıntı ile cevaplıyor:
“.. (12 Eylül 1980 ile 6 Aralık 1983 arası) işlemlerin hukuki durumu ve yetkililerin sorumlulukları meselesi anayasada çözüme bağlanmıştır... Geçici 15. madde (...) her türlü sorumluluğu ortadan kaldıran ve yargı denetimini engelleyici mahiyette, tabiri caizse kalıcı bir geçici hüküm niteliğinde düzenlenmiştir.”
Bu davanın siyasi linç yaratma yanlışından korunması ve doğru bir istikamette gelişerek uzun vadeli geleceğe güvence üretmesi sağlanmalıdır.
Darbe mağduru sıfatıyla davaya müdâhil olmak isteyen dört yüze yakın parti, kurum ve kişinin mahkemeye başvurduğu biliniyor.
Bunların başında TBMM ve T. C. Hükümeti, CHP ve MHP dâhil on parti bulunuyor.
En mağdur asker
İşkence insanlık suçudur. Bu suçtan mağdur olanların şikâyet ve talepleri elbette özel olarak takip edilmelidir.
Ama öteki müdâhilliklerin asıl hedefi askeri darbelere karşı Türkiye’de oluşmuş karşıtlığın kitleselliğini göstermek ve askeri darbe alışkanlığını tarihin çöplüğüne atma iradesini dünyaya ilân etmektir.
Üstünden kaç yıl geçerse geçsin bu suçun hesabının mutlaka sorulacağını anlatmaktır.
Şikâyetçi ve mağdur safında davaya taraf olanların bu rolü ne kadar hak ettiklerini irdeleyen bir yaklaşım, bu davada müdâhil sıfatını en çok Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin hak ettiğini bulacaktır.
Gerçekten de TSK dört yıldan beri darbe teşebbüsü iddialarına hedef olan personeli yüzünden ağır maddi ve manevi kayıplara uğramaktadır.
Şüphe yok ki 12 Eylül darbesinin zihinlerde yer etmiş izleri olmasa bir plan seminerini darbe senaryosu olarak görmek ve ordunun komuta düzenini sarsacak bir davaya konu yapmak kimsenin aklına bile gelmezdi.
Darbe korkusu TSK’yı olağan şüpheli yapmış ve büyük itibar kaybı yaratmışsa 12 Eylül darbesinin başta gelen mağduru TSK olmuştur.
Müdâhil olmak için Genelkurmay da mahkemeye başvurmalı!
Asıl müdâhil TSK olmalı!..
Haberin Devamı

