Başbakan öfkesi ve inadı ile kendini duyurmayı nedense çok seviyor.
Önceki gün İtalya’daydı.
Bulunduğu ortamla hiç ilgisi yokken gazetecilerin “Domuz Gribi aşısı” konusunda yönelttikleri soruyu, kitleleri kötü yönde etkileyerek “genel sağlığa zarar” vereceği korkusuna düşmeden uzun uzun cevapladı.
Daha önce Sağlık Bakanı ile ters düşmekten adeta zevk alır biçimde kendisinin aşı olmayacağını ilân ederek direnişi başlatmıştı.
İtalya’da “Ailemde de olan yok” diyerek topyekûn savaş pozisyonuna girdi.
Kendisi için “risk grubunda değilim” demişti. Bunda biraz bilimsel gerekçe bulaşıklığı bulunuyor.
Ama aşı karşıtlığı tüm aileye genişleyince, yani risk grubuna dahil olanlar bile aşı olmayınca durum özel bir nitelik kazanıyor.
Bu inadın bilimsellikle ve devlet adamlığı ile izahı, ilişkisi olamaz.
Yan etki bu aşıda “devede kulak” sayılır. Dünya Sağlık Örgütü dahil tüm güvenilir ihtisas kurumları ve bilim adamları “fırsatını bulan aşısını olsun” diyor.
Çünkü ölüm aşının yan etkisi değildir ama aşı korumasından yoksun kalmak, ölüm riskiyle yüz yüze gelmenin daha muhtemel sonucudur.
VATAN muhabirleri dün Başbakan’ın sözleri aşı kampanyasını nasıl etkiledi; bunu sağlık ocaklarında araştırdılar.
Vardıkları sonuç endişe vericidir.
Çünkü Başbakan’ın “Ailemde de aşı olan yok. Kendimize göre tedbirlerimizi alıyoruz” sözü halkın aklını karıştırmış, aşının yan etkilerinin hastalığın kendisinden daha korkutucu olduğu yanılgısı yaratmıştır.
Sağlık Bakanı Akdağ “Başbakan’ın kafaları karıştırdığını düşünüyor musunuz?” diye soran gazetecilere “HAYIR” dedi.
Ne desin zavallı adam?
Başbakan’ın öfkesinden doğacak tehlikelere karşı aşı bulamadılar henüz!
Yine de konuşmasına bakarak Başbakan’ın aşıya harcanan paraya acıdığını kimse düşünmesin.
Şu anda ölü sayısının 80’e ulaştığını hatırlattıktan sonra “Bu aşılar getirilmemiş olsa üstümüze farklı şekilde saldıracaklardı” diyor.
Yani Tayyip Erdoğan, aşının milleti hastalıktan koruyacağına inanmıyor ama iktidarı domuz gribinden kaynaklı saldırılara karşı koruyacağından neredeyse emin bulunuyor!
Yaradılanı yaradandan ötürü sevmenin bir sonucu herhalde.
Siyasetçi, devlet adamı yaradılanı, yani insanı “Allah’ın emri” ile değil, kendi kalbi ile, aklı ile sevmeli.
Bilimle çatışan bir “tek adam” domuz gribinden daha geniş risk alanı yaratıyor!
Duyarsızlık tahriki
Şırnak’ta 9 uzman çavuşun operasyona çıkmayı reddettikleri için disiplin kovuşturmasına uğradıkları haberini okuyunca üzüldüm.
Sonra üzüntüm, bu sonucu hazırlayan sebeplere ilgisiz kalanlara yönelik kızgınlığa dönüştü.
Şırnak’ta iki yıldır görevlerini aksatmadan yapan, ölümün nefesini her an enselerinde hissederek bölgeyi bölücü canilere karşı koruyan bu insanlar belli ki kendi durumlarındaki 3 bin profesyonel askerin uğradığı haksızlığı topluma duyurmak istemiştir.
Birçok olumsuz ayrımcılıktan yakınıyorlar.
Fakat bunların en dayanılmazı, 45 yaşına geldiklerinde “yaş haddi”nden emekliye ayrılıyorlar.
Ama emekli aylığını almaya başlamak için 65 yaşını beklemeleri gerekiyor.
Şansları vardı, tehlikeleri aşıp 45 yaşına vardılar diyelim; maaş almadan 65 yaşına kadar nasıl yaşayacak bu insanlar?
Eğer onlar “emre itaatsizlik”ten ceza görecekse...
Bu haksızlığa çare olacak kanun teklifini bir yıldır mecliste bekletenleri de “suça tahrik”ten mahkemeye versinler!
Aşı kimi koruyor?
Haberin Devamı

