Başbakan Erdoğan’ın “one minute” bombası birinci yıldönümünde ödülünü aldı.
“Müslümanların ve Filistin insanının savunucusu” olduğu gerekçesiyle Tayyip Erdoğan’ın Kral Faysal Ödülü’ne lâyık görüldüğü açıklandı.
İki gün önce Lübnan Başbakanı Hariri’nin ziyareti nedeniyle düzenledikleri ortak basın toplantısında Başbakanımız acaba bu önemli ödülle ilgili kararın kesinleştiğini biliyor muydu?
Yani İsrail’in Gazze’ye yönelik son hava operasyonunu kamuoyuna açık şekilde hedef almasının jüriyi etkilemeye dönük bir amacı var mıydı?
Doğru yol değil...
Onu bilemeyiz ama şu kesin: Erdoğan’ın sözleri ödülü ne kadar hak ettiğini kanıtlamakla beraber bize İsrail’le gitgide tırmanan ve kontrolden çıkması halinde maliyeti ağırlaşacak bir krize mal olmuştur.
Başbakan’ın İsrail’le ilişkilerini Müslümanları koruyan bir önderlik rolü içinde devamlı kamuoyuna açık bir şov biçiminde yürütmeye başlaması, doğru bir siyaset değildir.
Bu siyaset iç politika menfaatlerine uygun düşebilir ama hesaba katılması gerekir ki aynı siyasi fırsat düşkünlüğü karşı tarafta da tezahür edebilir. Hem de fazlasıyla...
Nitekim bunun aptalca bir örneğine tanık olduk.
İsrail’i bugün küçük dinci partilerin dışardan desteklediği üç partili bir koalisyon yönetiyor. Dışişleri Bakanlığı koltuğunda ırkçı diyebileceğimiz aşırılıkta bir siyasetçi olan Lieberman oturuyor.
İki taraf da riskli
Erdoğan’ın sözlerini “küstahça azarlamalar” diye niteleyen Lieberman belli ki ilişkilerin kötüye gidişinden hoşnut olmayan, hatta tamir etmek için çaba harcayan ortaklarından habersiz bir misilleme operasyonu düzenlemiştir.
Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol bakanlığa çağırılmış Dışişleri Bakan Yardımcısı Dani Ayalon tarafından uzun süre kapı önünde bekletilerek ve içeri alındığında da alçak bir yere oturtularak aşağılanmıştır.
Onun şahsında bu hakaret elbette Türkiye Cumhuriyeti’ne yöneliktir.
Buradaki tek teselli Lieberman patentli bu küstahlığın İsrail devletine ve halkına mal edilemeyeceği gerçeğidir.
Zaten İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın pazar gününe planlanmış Türkiye ziyaretini, radikal sağcılardan gelen sabotaj girişimlerine rağmen gerçekleştirmesi yapılan nezaketsizliğe fiili bir özür yerine geçecektir.
Yaşanan son tecrübe iki ülkeye de ders olmalıdır.
Çünkü üst üste gelen küçük krizler, milliyetçi öfke ve alınganlıkların iki tarafta da tehlikesi yüksek riskler yaratmaya müsait olduğunu düşündürüyor.
Siyasetçiler iki halk arasındaki temiz tarihe zarar verme hakkını kendilerinde görmemelidir.
İki ülkenin geçmişi, bir dayanışma ve yardımlaşma tarihidir.
Türkiye ile İsrail’in başka ülkelerle çok kavgaları oldu ama birbiri ile hiç kavgası olmadı.
Ulusal çıkarlarımız bu geleneğin bozulmamasını emrediyor.
Aptalca bir oyun!
Haberin Devamı

