O meşhur sözü “Bindirilmiş bir alâmete götürülüyor kıyamete” diye mi değiştirmek lâzım?
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bir aylık seyir defterine baktığınız zaman böyle düşünmekte haklı olabilirsiniz.
Sürecin başında, bir Genelkurmay Başkanı yargılanacaksa Yüce Divan’a çıkarılmasının gerektiği savı, devletin zirvesi de dâhil, bilim ve yargı çevrelerini geniş ölçüde birleştirmişti.
Anayasa’nın bu emri önce esrarengiz bir sessizlik içinde unutturuldu, öte yandan eski Genelkurmay Başkanı’nı kıyamete götüren “alâmet” acayip hızlandı.
30 Aralık’ta Emekli Orgeneral Başbuğ hakkında suç duyurusu yapıldı.
5 Ocak’ta özel yetkili savcı tarafından ifadesi alınıp tutuklandı.
12 Ocak’taki itiraza beş gün içinde mahkemeden ret cevabı geldi.
20 Ocak’ta Yargıtay C. Başsavcılığı’na davanın Yüce Divan’a gitmesi gerektiği hatırlatılarak “Soruşturma dosyasını mahkemeden isteyiniz” başvurusu yapıldı.
Bir yandan da İstanbul C. Başsavcılığı’na uyarı gitti: “Yargıtay C. Başsavcılığı yetkili mahkeme konusundaki kararını oluşturana kadar bekleyiniz...”
Hayır, beklenmedi.
İddianame yazıldı ve mahkemeye sunuldu.
Eski Genelkurmay Başkanı’nın darbeye teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet, terör örgütü kurmak ve yönetmekten 22.5 yıl hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
Başbuğ’un hayretini ve isyanını dün avukatı seslendirdi:
Kendisine yöneltilen suçlar, Genelkurmay Başkanlığı görev süresini kapsamaktadır.
Bir kişinin Silâhlı Kuvvetler’in en üst komutanlığını yaparken terör örgütü kurup yönetmek gibi bir işle uğraştığını düşünmek aklın kabul edebileceği bir suçlama mıdır?
Silivri mahkemelerinde böyle çok suçlama var. Hatta bu suçlamalar yıllardır tutuklu olarak çile dolduran birçok şüpheliye henüz resmen yöneltilmemiştir bile.
Bu yüzden “nasıl ve neden” sorusu her şeyin önüne geçiyor. Cevabını da İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman veriyor:
“Eskiden kimin tehlike ve tehdit olduğu kararını MGK’da askerler verirdi. Şimdi kararı hükümet veriyor ve yargıya nelerin bertaraf edilmesi gerektiğini, nelerin tehdit ve tehlike olduğunu o söylüyor!”
Yargıtay mahkemenin adresini bir an önce belirleyip açıklamalıdır.
Çünkü hukuk devletine bir gün kavuşacağız umudu devamlı olarak uzaklaşıyor!
Mezara kalmaz
E-muhtıradan bir hafta sonra Dolmabahçe buluşması gerçekleşmişti.
O buluşma Başbakan Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ı bir araya getirdi. Ne konuşuldu, bilinmiyor.
Çünkü ikilinin birbirlerine söyledikleri “mezara gideceği”ne dair garantiler nedeniyle sır statüsüne yükseltildi.
Muhtırayı verdiği halde Büyükanıt iktidardan “kıymetli paşa muamelesi” gördü.
Bu da sırları daha çekici hâle getirdi.
Halkın bilme hakkına sahip olduğu gerçekleri saklarsanız sadece dedikoduları tahrik eder, fitne - fesada davetiye çıkarırsınız.
Nitekim o buluşma bağlamında Büyükanıt’ın eşini ve kızını konu alan şantaj iddiaları hiç hızını kaybetmedi.
Nihayet dün Başbakanlık şantaj haberlerini yalanlayan bir duyuru yayınladı.
“Böyle bir şey olmadı” deniyor duyuruda.
Ama ne olduğu, yine cevapsız bırakılıyor.
Sır deşifre edilene kadar Dolmabahçe muhabbeti bitmeyecektir!
Aman yavaş!
Haberin Devamı

