Öncelikle toplumu etkisi altına alan “gerilim” nedir, onu tarif etmek gerekiyor.
Çünkü iktidar, rejimin güvencelerini çürütmeye yönelik hamlelerine gösterilen tepkileri duyulan korkuları “gerilim” diye niteliyor.
O zaman çözüm olarak geriye ne kalıyor?
“Gerilimin stresini çekmek istemiyorsanız teslim olun, rahat edin!”
Elbette olacak iş değildir. Hedef her halükârda Anayasa’nın çerçevelediği laik, demokratik hukuk devletini korumak ve kurtarmaksa gerilim sebebi olan sorun nedir; açık açık ortaya koymak lâzım.
Onun yanında gerilimin taraflarını da yiğitçe göstermek zorundayız.
Büyük oğlan vazoyu kırmış, baba adaletli görüneyim küçüğü de dövüyor!
Bu tür yaklaşımların bizi götüreceği yer daha büyük çözümsüzlükler ve gerilimlerdir.
Türkiye’nin 7 büyük sivil toplum örgütü tarafından dün yayınlanan “Türkiye İçin Sağduyu” çağrısı, tartışmasız doğruların oluşturduğu bir metindir.
“Her derde deva ebegümeci” bize deva olabilir mi? Hayır..
Çünkü gerilimin müsebbibi ile mağdurunu ayırmaktan uzak bir tedbirlilik, suçluyu korkutmayacağı gibi mağduru da korumaz, koruyamaz.
Huzurun şartı belli
Resmi gözden kaçırmamak zorundayız:
Erdoğan, aldığı yüzde 47 oyun sebebi ve şartı değilken, ülkenin önünü açacak reformlar ve ekonomik gelişmeyi hızlandıracak hamleler tetiklenmeyi beklerken o “Velev ki...” diye başlayarak maceracı bir yola girdi.
Ülke sekiz aydan beri türbanla, üniversitelerin YÖK tarafından karıştırılması tahrikleriyle, parti kapatma davaları ile ve Ergenekon hayaleti ile uğraşıyor.
Gerilim, iktidarın Anayasa’daki laiklik ilkesini delme teşebbüsü ile patlak verdi.
Bu teşebbüs AKP hakkında kapatılma talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açılması sonucunu beraberinde getirdi.
AKP ne yaptığını biliyor. O nedenle Anayasa’daki parti kapatma koşullarını değiştirerek kurtulmak istiyor.
Peki bu, rejimin irticaya karşı kendini koruma gücünü zaafa uğratmayacak mı?
Kitleyi işte bu kaygı geriyor.
Yani ülkeyi rahatlatmak isteyenlerin yapmaları gereken şey, sağlayacakları uzlaşmanın laik rejimin geleceğini güvence altına alacağı konusunda millete garanti vermektir!
Atatürk’ün yolunda...
Başbakan dün de tekrarladı:
“Ülkemin kazanacağı yerde bizim kaybetmeye hazır olduğumuzu söyledim!”
Türkiye’nin şu anda kazanmak ihtiyacında olduğu en değerli şey huzurdur, güvendir, gelecek korkusunu yenmektir.
Başbakan bunun için hangi iddiasından vazgeçecek, bir şey söylemiyor.
Uzlaşma ortada buluşmaktır. AKP kaç adım geliyor, ne veriyor; Başbakan bunlardan hiç söz etmiyor.
Her icraatının ucu açık. Kadrolaşma ve eğitim alanında gösterilen tehlikeli ihtiras zaten korkutucu idi. Şimdi rejimin laik karakterini ve hukuk devleti ilkesini hedef alan Anayasa hamleleri onu uzlaşmanın neredeyse tek borçlusu konumuna sokuyor.
Çünkü o iddialarından vazgeçtiği, yani laik rejime iktidar eliyle bir zarar gelmeyeceği güvenini halka verdiği gün bu gerilim kalkacaktır.
Saraybosna Üniversitesi önceki gün kendisine fahri doktorluk unvanı verdi.
Fahri doktora raporu şaka gibi:
“Efsanevi Kemal Atatürk’ün yolunda laik devletin gelişimini hedeflediğini açık olarak ilan etmesi, Sayın Erdoğan’ın Türkiye’nin modern tarihindeki rolünü göstermektedir...”
Huzura ne zaman kavuşuruz?
Başbakan böyle bir raporu ne zaman büyük bir Türk üniversitesinden alır, o zaman!
Aman doktor!
Haberin Devamı

