AKP yanlışta!

Haberin Devamı

Parti kapatmaya mecbur kalan bir rejim, çağın gerisinde kalmış özürlü demokrasidir, doğru...

Ama suçlanan partiyi değil de görevini yapan yargıyı eleştirmek ağız dolusu tehdit ve hakaret savurmak neyin nesi?

O da özürlü demokrasiye toplum niçin mahkûm olmuş; onun gerekçesi...

Evet, parti kapatma davaları nedeniyle Türkiye’nin kalitesi ve dünyadaki saygınlığı geriliyor.

Ama insaf, Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “Hırsızın hiç mi kabahati yok?”

Rejimin yargı kurumu eliyle kendini savunma hakkını kullanması mı ayıptır, yoksa milletvekilleri laikliğe sadakat yemini etmiş bir iktidarın böylesine ağır bir suçlamanın hedefi durumuna düşmesi mi?

Bu ayrımı hakkaniyet içinde yapma becerisini gösteremediğimiz sürece demokrasimizi geliştiremeyiz.

Anayasaya bağlılık yeminini çiğnemiş iktidarlara kayaya tosladıklarında mağdur muamelesi yapmaya devam ettikçe onlara sürgit mahkûm olmaktan kurtulamayız.

Daima suçlananları kahramanlaştıran bir toplum, öncelikle kendisi için tehdittir.

Yargı sigortadır

Laikliğe karşı eylemlerin odağı olmakla suçlanan bir iktidarı doğru yola sokacak olan güç yargı değilse nedir?

Yargı denetimine itiraz edenlerin askeri müdahalelere karşı oldukları iddiaları samimi olamaz.

Türkiye’de etkili bir demokratik toplum yok. Seçimin sonucunu belirleyecek büyüklükte bir çoğunluk, eğitimsizliğin ve yoksulluğun yarattığı bağımlılıkla malüldür.

Siyasal İslâmcı partiler bu kitleyi mürit haline getirmek için ellerinden geleni yaptılar ve başarılı oldular.

Gelinen nokta ortada: Türkiye hızla dönüşüyor. Yalnız özel yaşam değil, devlet kadroları da dinselleşiyor.

AKP iktidarı ilk döneminde böyle değildi. Kendilerine yöneltilen şüphelerden arınmak için dört yıl dikkatli yürüdüler, sonra gözleri kararmış bir ideolojik örgüt havasına girdiler.

Türkiye’nin son beş yılda laiklik kalitelerinde ne kadar önemli irtifa kaybettiğini herkes görüyor. Başbakan dün Şanlıurfa’da “Geceyle gündüz arasındaki mesafe neyse AKP ile dincilik arasındaki mesafe de odur” dedi.

Keşke doğru olsa. Yargıtay C. Başsavcısı’nın mahkemeye gönderdiği klasörler dolusu delil ve sadece Başbakan’ın kendisine yöneltilen 61 suçlama keşke gerçek olmasa.

Kahraman yüreği

Bülent Arınç, AKP’nin kimliğine damgasını vurmuş bir siyasetçidir.

Tuhaf ama hukukçudur!

“Bu iddianame ile suçlanmak bana ancak şeref getirir” dedi.

Önümüzdeki seçimde AKP’nin oyunu bu yüzden yüzde 70’e çıkaracağını iddia etti.

Yargıya, halka hakaret değil mi bu?

Halkın bilinç eksiğini sömürerek, düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmaya çalışan kurnazlık “devletine inat bir millet” oluşturmaya çalışıyor.

AKP’nin lider takımı, asıl büyük menfaatinin laik rejimi savunmak olduğu bilincini kazanamamış yığınlar üstündeki etkisini bu şekilde kullanırsa yalnız devlete ve rejime değil kendine de zarar verir.

Ulusal onurlarının incindiğini söyleyen bazı yetişkin, aydın insanlar bile suçlamaları niçin hak ettiğine dair AKP’ye soru sormuyor, sitem etmiyor, hemen herkes Başsavcı’ya yükleniyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmak için bile kahraman yüreği isteyen bir ülke durumuna düşmüşsek, bunun sorumluluğunu da iktidarda aramamız gerekmez mi?

AKP, kapatılma tehdidi altında bile devleti ve rejimi savunan bir parti olmalıdır. Değilse kapanırsa kapansın!

DİĞER YENİ YAZILAR