Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Güneydoğu’da gösterdiği kararlılığı fark etmemek siyasi körlük olur.
Başta yalpalayan Güneydoğu politikası, “ya sev ya terk et” söylemi ve pompalı tüfekle simgelenen “öz savunma hakkı” önermesi yanlışta tavan yapmıştı ama şimdi sanki kendine düzlük arıyor.
Dünkü parti grubunda Başbakan o ayrımcı söyleminin kendisine ait olmadığını anlattı.
Hiçbir etnik unsurun başka bir etnik unsura karşı üstünlük mücadelesi veremeyeceğini söylerken sonunda yine kendini o tehlikeli köşeye sıkıştırdı:
“Biz yola çıkarken tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedik. Buna karşı olan var mı? Beğenmeyen varsa buyursun beğendiği yere gitsin!”
Başbakan, AKP’nin bölgede birinci parti olmasını, Güneydoğu halkının terör şantajına rağmen bölücülüğe teslim olmadığına delil sayıyor.
Tayyip Erdoğan belediyecilik tecrübesi ile mart sonundaki seçimleri, bölücü sapmalardan kurtarıp yerel seçim zeminine çekecek gibi görünüyor.
Bu, PKK’nın ve tabii DTP’nin hiç arzu etmediği bir durumdur.
Başbakan, bölgedeki kötü yaşam şartlarının devletin ihmalinden değil bölücü zihniyet elindeki belediyelerin sabotajından kaynaklandığını işleyerek DTP’ye ağır hasar verecektir.
Dünkü grupta, caddelerinden pislik akan Güneydoğu belediyelerini 29 Mart’ta halkın temizleyeceğini söylüyor “Hani sen Kürt temsilcisiydin nasıl pislik içinde yaşatıyorsun vatandaşımı” diye paylıyor, belediyelere yardımları artırdıklarını, DTP’li belediyelerin de bu pastadan pay aldıklarını belirttikten sonra can alıcı soruyu soruyordu:
“Arkadaş, aldığın paraları nereye veriyorsun?”
Ülkenin bütünlüğünü savunmak, siyasi söylevler vermekten daha anlamlı çabalar gerektiriyor.
Muhalefet partileri, Güneydoğu’daki ayrılıkçı siyasetin tehdit ve şiddet kullanan temsilcilerine karşı niçin sadece AKP mücadele veriyor bunu kendilerine sormalıdırlar.
Ve eksiklerini giderip bir an önce göreve koşmalıdırlar!
Kara liste diktatörlükte olur!
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak buna denir...
Genelkurmay’ın “akreditasyon” uygulamasını ayıplarken buyrun size bin beteri bir tahdit:
Dört gazetenin beş Başbakanlık muhabirine ambargo konuldu!
Bu gazeteciler Başbakanlık’a sokulmayacaklar.
Gerekçe... Yalan haber yazmışlar!
Yalan haberi düzeltmenin yolu vardır. Tekzip alan gazetenin yönetimi muhabirini kusurlu bulursa uyarır, aynı hataya ikinci kez izin veremez, kendi değiştirir.
Başbakanlığın yaptığı uygulama diktatörlere özgü infaz yöntemidir.
Gazeteler bu ilkel müdahaleye boyun eğmemelidir. Çünkü bu hoyratlık basın özgürlüğüne kaba bir saldırıdır.
İktidarın işlerini kaybetmeye mahkûm ettiği gazetecilerin yerine başka birilerinin gönderilmesi, Başbakanlıkça konulmuş yeni habercilik kurallarının kabul edilmesi anlamına gelir.
Erdoğan, gazetecilerin kara listesini yapmış ve infaz etmiş bir Başbakan durumuna düşmemek için kelle avcılarını hemen durdurmalıdır.

