Türkiye-İsrail ilişkileri beklenmedik bir krize girdi. Kalp krizi gibi.
Soğukkanlı bir müdahale gerekiyor ama bunu ancak Başbakan Erdoğan yapabilirdi.
Halbuki dün Irak’a giderken açıkladığına göre krizi başlatan düğmeye başkası değil Başbakan’ın kendisi basmış.
Konya’da planlanan çok uluslu askeri tatbikattan dışlanmayı İsrail bunalım çıkarmadan hazmedecekti.
Savunma Bakanlığı “Türkiye bizim stratejik müttefikimiz” diyerek bunun işaretini de verdi.
Ama Türkiye’den iki darbe daha geldi.
Başbakan Erdoğan Dubai televizyonu El Arabiye’ye Anadolu Kartalı tatbikatından İsrail’in niçin çıkarıldığını açıklarken sert ifadeler kullandı:
“Halkımızın vicdanını göz önüne aldık. Çünkü halkım İsrail’in katılmasını istemiyordu. Yetkililerimizle istişarelerde bulunduk ve tatbikatların İsrail katılmadan yapılmasına karar verdik.”
Başbakan, İsrail’e yönelik dışlayıcı tavrı geri dönülmez noktaya götüren sözlerini dün Irak’a hareketinden önce de tekrarladı ve “halkın taleplerini göz önünde bulundurma mecburiyetlerinin bir sonucu” olarak karar aldıklarını öne sürdü.
“One minute” tatlı geldi..
Krizi tırmandıran başka bir gelişme de gece TRT televizyonunda yaşandı.
İsrail askerlerinin savunmasız Filistinli sivillere karşı yürüttüğü acımasız operasyonları dramatize eden “Ayrılık” adlı TV dizisinin gösterimi İsrail başkentini altüst etti ve hemen şu tepki geldi:
“Hükümet sponsorluğunda bize en düşman ülkelerde bile gösterilmeyecek düzeyde olan bu görüntülerde İsrail askerleri gerçekle en ufak bir ilgisi olmayan şekilde bebek katilleri olarak gösterilmektedir. Bu yapılabilecek en ağır tahriktir!”
Başbakan’ın “one minute” çıkışı Gazze’deki masumların hakkını arayan bir itiraz olarak yankı yapmış, taraftar da bulmuştur ama tatbikat krizi ile açılan yaranın ısrarla kaşınması, hangi iyi amaca hizmet edecek; bunu anlamak kolay değildir.
Nedenleri arayan tahminler yapılacaktır kuşkusuz.
Mesela AKP iktidarının yürüttüğü dış politikada artık ideolojinin yerini hızla din faktörünün almakta olduğu söylenecektir.
“Boyun eğmeyiz” şovu mu?
Suriye ile iyi ilişkiler kurmanın maliyeti İsrail’i kaybetmek mi olmalı?
Bu da sorulacaktır.
Müslüman dünyanın liderliğine heves eden AKP iktidarı, tarihin tanıklığında güven duyulmayı hak etmeyen bu rejimler uğruna geleneksel politikalarından vazgeçmemelidir.
Krizi tırmandıran başka bir sebep de iktidarın dış baskılarla hareket ettiğine dair kanaati yıkma isteği olabilir.
Bilindiği gibi ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton New York’ta görüştüğü Türk ve Ermeni Dışişleri Bakanlarına “ülkelerinizde muhalefete aldırmadan yürüyün” tavsiyesinde bulunmuştu.
Zürih’teki imza töreninde resmin önünde iki ülkenin bakanları, arkalarında sanki onları oraya zorla getirerek oturtan ABD, Rusya ve AB yüksek temsilcileri...
Başbakan Erdoğan, bu görüntünün yarattığı algıyı yıkmak için bu krizden yararlanmak istemiş olabilir mi?
Dünkü sözleri bu niyeti dışa vuruyor:
“Türkiye güçlü bir ülkedir, kendi kararını kendisi verir. Birilerinin tavsiyesi ve birilerinin talimatı ile Türkiye karar vermez, karar almaz!”
Her yönü ile tatsız ve maliyeti tahripkâr olacak bir tırmanıştır yaşanan.
Dileğimiz iki tarafın da aklı selime hızla dönmesidir.
Akla zarar kriz
Haberin Devamı

