Açılımı destekleyenler de karşı çıkanlar da birbirlerine aynı gerekçe ile yükleniyorlar.
İktidar yandaşları muhaliflere “Daha ortada belirlenmiş bir şey yok. Mevcut olmayan bir içeriğe niçin karşı çıkıyorsunuz?” diye hesap soruyor.
Bu kez öbürleri “Madem ki ortada bir şey yok, siz neyin savunuculuğunu yapıyorsunuz?” diyor.
İki tarafın da haklı nedenleri var.
Muhalifler “AKP iktidarına güvenmiyoruz” diyeceklerdir; sonra...
“Bunlar laik rejime de bağlı olduklarını söylüyorlardı. Ama devletin zirvesinde eşi türban takmayan makam sahibi bırakmadılar.
İmam hatip liselerine verdikleri yeni fonksiyon ile laik eğitim ve öğretime paralel bir dinci eğitim ve öğretim otobanı oluşturdular.
Çağdaş eğitime bu kötülüğü yapanların, milli birliğe ve ülke bütünlüğüne karşı da suç işlemeyeceğinden emin olamayız.”
Öbür tarafa bakarsak... AKP Kürt açılımı adına bir plan önermemiştir henüz. Ortada şu an sadece bir niyet vardır.
İç ve dış şartların uygun fırsatlar sunduğu konusundaki teşhis, “Haydi bu şansı değerlendirelim” isteği uyandırmıştır.
Son MGK bildirisi bu isteğin daha önceki kurul toplantılarında belirdiğini gösteren ifadeler taşıyor. Kürt açılımının korkulan sapmalara karşı güvencelere sahip olacağı da görülüyor.
Çünkü bildiride İçişleri Bakanı eşgüdümünde yürütülen temaslar “devletimizin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü pekiştirmek üzere yapılan çalışmalar” diye tarif edilmiştir.
Anlaşılıyor ki “kanı durdurmak için ne yapalım?” sorusuna cevap arama süreci MGK’nın ekim toplantısına kadar devam edecek, açılımın içeriği belki o zaman netlik kazanacaktır. Ama birlik ve bütünlük kırmızı çizgileri çerçevesinde...
Dolayısıyla MGK zemininde askerin de kefaletini taşıyan arayışlar nedeniyle muhalefetin yaptığı eleştiri ve suçlamalar iktidara zarar vermeyecektir.
Muhalefet, Kürt sorununun çözümüne direniyormuş görüntüsüne girmekten en kısa zamanda çıkmalı. Çünkü hiçbir hükümet yüzde 80 çoğunlukla da gelse muhalefetin korktuğu şeyleri yapamaz.
Ama bu tartışmaya takılıp ekonomik kriz, işsizlik, yolsuzluklar ve Deniz Feneri gibi meseleleri ihmal eden muhalefet, muhallebi tadında ve yumuşaklığında bir lokma olur.
CHP ve MHP “Akıntıya kürek mi çekiyoruz” diye durumlarına bir baksalar hiç fena olmaz!
İstanbul feda olsun!
İsviçre’de bir otobüs durağının 25 metre öteye kaydırılması bile halkoyuna sunulur.
Bizde İstanbul’un ormanlarını ve su kaynaklarını perişan edecek üçüncü köprü kararını üç kişi (Başbakan, Ulaştırma Bakanı ve Belediye Başkanı) veriyor.
Mimarlar Odası eski Başkanı Oktay Ekinci dün ilginç bir hatırlatma yaptı: Meğer Tayyip Erdoğan belediye başkanı iken üçüncü köprüye karşı çıkmış.
Şehir plancılarını çalıştırarak köprünün kuzey alanları yok edeceğini öğrenmiş ve kamuoyuna şu açıklamayı yapmış:
“İstanbul’u çok yönden bitireceği için biz üçüncü köprüye karşıyız ve reddediyoruz.”
Bugün de üçüncü köprüyü savunan güvenilir tek kişi yok ortada.
Ama belediye başkanı olarak dün “hayır” diyen Tayyip Erdoğan bugünün başbakanı olarak “evet” diyor.
Türkiye’deki siyaset ahlâkının yansıması olan tipik bir durumdur bu. O gün köprünün parasını kendisi harcamayacaktı. Bir menfaat kaygısı olmadığı için kenti savundu.
Şimdi icranın başı olarak yatırım harcamalarına kendisi yön verecek.
Mama bekleyen yandaş müteahhitlere olan sorumluluğu İstanbul aşkını bastırıyor!
Akıntıya kürek
Haberin Devamı

