Türkiye yönetilemez hale geliyor. Uzlaşma ve yumuşama iklimini bir an önce yaratmak gerekiyor.
Ülke çeyrek yüzyıldır bölücü terörün vahşetine hedef haldedir.
Daha kötü günler de gördük ama şimdiye kadar yaşamadığımız olaylarla karşılaşıyoruz son zamanlarda.
Endişe verici bir tırmanış var.
CHP lideri Baykal’a Van’da taş ve yumurta atıldı, ardından Ahmet Türk’ün yumruklu bir saldırıda burnu kırıldı.
Dün Kayseri’de, hem de bir şehidin cenaze töreninde bir bakan (Enerji Bakanı Taner Yıldız) burnuna yumruk yiyerek yaralandı.
İnsanların hoşnutsuzluklarını açığa vurma hakları vardır ama şiddet ve hiddet bu hakkın ifade araçları değildir.
Türkiye’de devlet düşmanları var, halk düşmanları var.
Kaynağına ve sebebine bakmadan şiddeti lânetlemek ve sahipsiz bırakmak, her kanattan kanaat önderlerinin kutsal saydıkları bir mutabakat haline getirilmelidir.
Siyasi partiler ve onların gözlükleri ile ahkâm kesen toplum önderleri, aynı lâneti hak eden olaylar karşısında saldırganın ve mağdurun kimliğine bakarak farklı tepkiler gösteriyorsa bu ülkeye ve millete ihanet ettiklerini bilmelidirler.
Hatta şunu da bilmeliler:
Yaptıkları yanlışlarla Türkiye’nin bütünlüğüne saldırmak için pusuya yatmış sırtlanlara, akbabalara kan dökmeleri ve zehirlerini saçmaları için bahane yaratıyorlar, zemin hazırlıyorlar.
“Nefret suçu” işleyenleri mazur görmeye başlamanın, sabırların taşmakta olduğunu söylemenin yanlışına düşersek kendi kuyumuzu kazarız, unutmayalım.
Samsun’da Ahmet Türk’ün burnunu kıran yaratık, kutsal saydığı değerlere hizmette mi bulundu sanki?
Hayır, yaptığı iş sadece iki polisi şehit eden PKK-TİKKO formalı katil sürüsüne pusu kurma ilhamını vermek oldu!
Kötülüğü orada da kalmadı. Teröristlerle savaşırken şehit olan Kıdemli Yüzbaşı Levent Çetinkaya’nın Kayseri’deki cenaze töreninde Enerji Bakanı Yıldız’a saldıran başka bir yaratığa örnek oldu!
Bu olaylar ciddiye alınmalı, “akılsız kuklaların işi” diyerek peşi bırakılmamalıdır.
Araştırmalar Kayseri’deki saldırganı Samsun’daki saldırganın tetiklediğini gösteriyor.
Polis, bu kuklaların iplerini tutan kimlerdir; sonuna kadar araştırmalıdır.
Yargı da bunlara, hiç kimsenin özenmesine imkân tanımayacak ağırlıkta cezalar vermelidir.
Başkanlık sistemi
Başkanlık sistemine geçiş niyeti samimi bir hedef mi, yoksa gündem üstüne atılan bir sis bombası mı?
Herkes Tayyip Erdoğan’ın Gül’den sonra Çankaya’ya çıkarken Başbakan yetkilerini beraberinde götürmek isteyeceğini tahmin ediyordu.
O bakımdan “Başkanlık sistemine olumlu bakıyorum” demesi sürpriz olmadı.
Yalnız şöyle bir mesele var:
Acaba kendisini “tek adam” yapacağını sandığı sistemin tüm özelliklerini öğrendi mi?
Çünkü ABD’yi örnek alırlarsa şimdikinden daha güçlü bir lider olmayacaktır.
Bağımsızlıklarına söz geçirilemez iki meclisin ve asla dokunulmaz, etkilenmez, boyun eğdirilemez yargının gücü “Başkan”ı sınırlayacaktır.
Yargıya tahammülsüzlüğü bugünkü gibi sürerse rejim Başkanlık değil dikta, kendisi ise Başkan değil diktatör olacaktır.
Meclise getirdiği anayasa değişikliği Erdoğan’ın kendi şahsında nasıl bir Başkan yaratmak isteğinde olduğunu açıkça gösteriyor.
Başarıya ulaşırsa Başkanlık sisteminin Kuzey Amerika değil Güney Amerika modeli gelecektir bize!
Akılsız kuklalar
Haberin Devamı

