Dolmuşa binmek ve dolduruşa gelmek bizim yaşam biçimimize damgasını vuran olgulardır.
Teröristbaşı Öcalan’ın 15 Ağustos’ta Kürt sorununun çözümü için bir yol haritası açıklayacağı beklentisi yaratıldı.
Temelsiz gökdelenlerin harabesi gibidir bizim siyasal geçmişimiz. Çabuk hayale kapılır çok sık yıkılırız. Beklentilerin kendine özgü şartlar ve iyi düşünülmüş projeler talep ettiğini unuturuz.
PKK’nın ömür boyu hapse mahkûm lideri tarafından avukatlarına fısıldanan “yol haritası” öylesine yankı yarattı ki hükümet bile alârma geçti heyecandan.
İktidar, Öcalan muhatap alınmış görüntüsü uyanmasın diye kendi çözüm yaklaşımlarını içeren bir projeyi ondan daha önce açıklamanın gayretine girdi.
Irak’ta ve bölgede siyasi şartlar PKK terör örgütü için kâbus yaratacak değişimler geçiriyor. Kültürel gelişmeye dönük açılımlar, ırkçı kan dökücülerin tabanında erime yaratıyor.
Geçen gün Radikal’e konuşan ünlü romancı Yaşar Kemal “Kürtler ayrılık istemiyor. Türk’le Kürt’ü kimse ayıramaz” diyordu. Doğrudur. Gençleri dağa çıkaran bahaneler tükenmiştir. Zaman PKK’nın problemi ama iktidar nedense daha telâşlı.
Bu tespiti, çözüme yönelik açılımlardan iktidar vazgeçsin, hak taleplerini dinlemesin diye yapmıyorum.
Uyarım sadece dönüşü olmayan bir yanlışa düşülmemesi içindir.
Arkadaşımız Ruşen Çakır, iyi haber alan bir uzmandır. Dün hükümet kaynaklı açılımlarda kültürel ve siyasi haklarla sosyal projeler yanında PKK’nın silâh bırakmasına zemin hazırlayacak düzenlemeler de bulunacağını yazdı.
İşte korktuğum budur: PKK’nın silâh bırakması asla pazarlık konusu yapılmamalıdır. Çünkü böyle bir yaklaşım terörü meşrulaştırır ve terör örgütüne de direniş örgütü kimliği kazandırır.
Böyle bir yanlış, ülkenin bütünlüğü için kanlarını, canlarını vermiş binlerce şehidin hatırasına ihanet etmektir.
Açılım adına kime ne hak verilecekse muhatapları Türk vatandaşı oldukları için verilecektir, Kürt oldukları için değil.
Dağlarda süren sorun için de PKK değil, silâhlandırdığı insanlar muhatap alınmalıdır. Hükümetin DTP’den yararlanma şartı bile bu partinin terör şantajını meşru saymaktan açıkça uzaklaşması olmalıdır.
Yoksa... Yoksa Kürt sorununu çözelim derken Türk sorunu yaratırız. Sakin olalım!
AĞZINA SAĞLIK...
Başbakan Yardımcısı Arınç’ın Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti’nin ödül töreninde yaptığı konuşmaya bayıldım.
Teşhislerindeki isabete bakın lütfen:
“Kompleksli, baskıcı, otoriter, anti demokratik liderler, özgürlüklerden nasibi olmamış toplum mühendisleri, devleti soyan, yetim hakkı yiyen, haktan ve halktan bihaber siyasetçiler çareyi yasaklarda aramışlardır. Sansürler yapılmış, tehditler savrulmuş, gazeteciler susturulmak istenmiştir.”
Ve bakın yürekten “amin” dediğimiz şu dileklere:
“Flaşlarınız karanlığı aydınlatsın, sorularınız ve yorumlarınız daha müreffeh, daha demokrat, daha kardeşçe, kimsenin bir başkasını tehdit olarak görmediği, bir ve beraber yaşadığı yarınlarımız için umut olsun.”
Arınç bu muhteşem tahlili gazetecilere yaparak onlara dert ortağı olmuş, elbette demokrasi adına eşsiz bir görev gerçekleştirmiştir.
Ama ondan daha fazlasını istiyoruz. Çünkü buna ihtiyaç var.
Bu tespit ve dilekleri partinin meclis grup toplantısında dile getirmeli ve çare olmaya çalışmalıdır.
Çünkü dikta tehlikesini önleyecek uyanışın asıl adresi AKP’nin meclis grubudur!

