Adını koyalım!

Kenan Evren'in cumhurbaşkanı iken yaptığı bir Güneydoğu gezisine ben de katılmıştım

Haberin Devamı

Kenan Evren'in cumhurbaşkanı iken yaptığı bir Güneydoğu gezisine ben de katılmıştım.

Hiç unutmuyorum, bir köylüye kaç çocuğu olduğunu sormuş, dokuz cevabını almıştı.

- Kaçı kız, kaçı oğlan?

- Hepsi oğlandır kumandanım.

- Hiç kızın olmadı mı?

- Olmuştur ama onları saymayız.

Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'ı ziyareti
nedeniyle bazı istatistikler yayınladı gazeteler:

Nüfusu 1,5 milyona yaklaşan bu kentte işsizlik oranı yüzde 55. Her yüz aileden kırkı mutlak yoksulluk yaşamakta, yansı madde bağımlısı olan 15 bin çocuk sözüm ona sokakta çalışmakta, kız çocuklarının yüzde 60'tan fazlası ilkokula bile gidememektedir. Neden?

Çünkü Diyarbakır'da doğurganlık oranı Türkiye'nin zaten yüksek olan ortalamasından neredeyse bir kat fazladır. O yüzden ortalama 7 kişilik ailelerin yüzde 42'si kaçak yapılarda yaşamakta, doğan her bin bebekten 57'si ölmektedir.

Aşırı nüfus artışı
"Kürt sorunu" vaveylası ile yerin göğün inlediği bir hafta geçirdik. Her meşrepten insan kendine göre bir "Kürt sorunu" tarifi yaptı.

Bu tabloya baktıktan sonra "Kürt sorunu" nun, Türkiye'deki aşırı nüfus artışının zehirli sonuçlarından biri, belki de en önemlisi olduğuna inanmaz mısınız?

Sorunlar, çıkar çatışması içindeki siyaset gruplarının savaş aletleridir. Etnik ayrımcılığa dayalı siyaset yapanların çıkan bu sorunun çözülmesi değil, en azından tehdit niteliğini kaybetmeyecek düzeyde devamını sağlamaktır.

Şöyle itiraz edebilirler: "Hiç bir anne baba, mutlu edemeyeceği, istikbal veremeyeceği bir çocuğu dünyaya getirmek istemez. Buradaki fark eğitimsizlikle ilgilidir."

Keşke öyle olsaydı.. Etnik ayrımcılık üstüne siyaset yapanların "nüfus bombası" kullandıklarını görmemek için kör ve aptal olmak gerekir.

Günahkâr siyaset
Evet, yüksek doğurganlık, dini bağnazca yorumlayanlar tarafından da destekleniyor. Başbakan bile "Allah ne verdiyse çoğalın" demedi mi? Bu etkilere açık eğitimsiz kitleler, ülkenin başka yörelerinde de var ve bakamayacakları çocukları dünyaya getiriyorlar. Ama Güneydoğu'nun hızı hepsini katlıyor. Çünkü orada sorumsuz teşviklerden fazla olarak baskıcı bir yönlendirme var.

Bu bölgeden İstanbul, İzmir gibi büyük kentlere göç edenlerin doğum oranındaki çaprıcı düşüş, her şeyi açıklamıyor mu?

Sorunun adını doğru koymak gerekiyor. AB reformlarının getirdiği hak ve özgürlüklerden önce kültürel, hatta siyasi anlamda bir "Kürt sorunu" ndan söz etmek mümkündü. Ama artık kimlik talepleri cevaplanmış, temel sorun çırılçıplak ortaya çıkmıştır.

Aşın doğurganlığı önemsemeyen yaklaşımların değil "Kürt sorunu" na, hiç bir soruna çare üretmesi ihtimali yoktur.

Mutsuz bebekleri dert etmeyen bir toplumda huzur, barış olur mu?

DİĞER YENİ YAZILAR