Adını koyalım!

Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti gibi kavramlar sadece demokrasilerde geçerlidir

Haberin Devamı

Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti gibi kavramlar sadece demokrasilerde geçerlidir.

Çağın demokrasi anlayışı, "kanun devleti"ni bile müzeye kaldırdı.

Demokrasilerde farklı düşünceler özgürce tartışılır. Siyasetin uzlaşma sağlayamadığı meseleler, mutlaka bir çözüm isteniyorsa yargıya götürülür. Bu son kapıdır. İhtilâfa taraf olanların peşin kabulüne dayanan bir adımdır bu. Aksi halde çözüm ve istikrar olmaz, kargaşa toplumu yaratılır.

Türban bir ihtilâftı ve mahkemeye gitti. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay, türbanı dini simge saydığı için üniversitede ve kamu alanında yasakladı. Bu karan kabul etmeyenler, nihai çözümün de son aşaması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gittiler.

Orada tezlerini, kendilerini destekleyen partilerin ve tarikatların yardımlarıyla tuttukları ünlü avukatlar ve uluslararası hukuk büroları ile savundular. Buna rağmen Türk yüksek mahkemelerinin verdiği yasak kararını AİHM oybirliği ile onayladı.

AİHM, din devleti kurma amaçlı akımların oluşturduğu tehdit karşısında Türkiye'nin laik demokratik rejimini korumak için böyle bir sınırlama koymaya hakkı olduğunu teslim etti. Bunu yaparken de türbanın din temelinde siyasi bölücülük aracı olduğunu evrensel kayda geçirdi.

Tayyip Erdoğan'ın "değiştik" iddiası, en ciddi sınavına burada girmiştir. Ve yazık ki sınıfta kalmıştır.

AİHM kararı, AKP için bir kurtuluş olabilirdi. Çünkü yapılabilecek her şey yapılmıştır. Artık hukuka saygı göstermekten başka bir seçenek kalmamıştır. Fakat ne gezer?

Bir okurumuz (zarar görmemesi için adını vermiyorum) şöyle yazıyor:

"Çocuk everiyor türban.. Yurt dışına gidiyor türban.. Mecliste konuşuyor türban.. Aklımı kaçıracağım.

Şimdiki tartışma 'Kamusal alan nedir?' Türban düştü, kel göründü ya, lâfı değiştirip 'bul karayı al parayı' yapmak lâzım.."

Artık uyanmak ve bitirilmeyen bu tartışmanın türbanla değil hukukun üstünlüğünü tanıyıp tanımamakla ilgili olduğunu görmek gerekiyor.

CHP'li Kemal Derviş'in Başbakan gibi AİHM kararına katılmaması ve Başbakan'ın kamusal alan sözlerini çok beğenmesi bu gerçeği değiştirmiyor.

Derviş siyaseten intihar etmiştir. Ona değil, daha önce uyandırmış olduğu umutlara acımak lâzım.

Zoraki profesörler..
Akademik unvanları kazanmanın bir usulü, erkânı vardır.

Buna en büyük saygı, demokratik bir ülkede meclisten beklenir. Ama bizim meclis, yasama yılının son toplantısında, sabaha karşı bu anlamda hukuka ve bilime karşı cinayet işledi.

Hepimiz uyurken geçirilen bir yasa sayesinde, doçent unvanlı bakanlar ve milletvekilleri, doçentlerin bilimsel çalışmalarla geçirmek zorunda oldukları süre kaydına tabi olmadan profesörlüğe yükselebilecekler.

Böyle bir imtiyazı, meclis çoğunluğunu kafa kola alarak elde eden insanlara bilim adamı denebilir mi? Torpilli profesörlerin yarın çıkacakları üniversite kürsülerinden gençlere bilim ve ahlâk öğretmesi beklenebilir mi?

Bereket Çankaya'da Sezer var.

Kendinde mucizeler yaratma gücü vehmeden bu meclise o herhalde gereken cevabı verecektir!

DİĞER YENİ YAZILAR