Adımız çıktı!

Haberin Devamı

Başbakan baltayı taşa vurdu. Davos türevi son hamlesi pahalıya mal olacak görünüyor.

Bildiğiniz gibi ABD’nin yıllık insan hakları raporunda Türkiye’deki basın özgürlüğüne yönelik baskılar eleştiriliyordu.

Başbakan, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ziyaretinden yararlanarak “iftira mağduru” rolünde hamle yapma fırsatını kaçırmadı.

Hesap soran tavrı, yeni görevinin acemiliğini yaşayan Hillary Clinton’da etkili oldu ve Başbakan’ın duymak istediklerini ona söyletti.

Bayan Clinton “Genel olarak bakıldığında Türkiye’de düşünce özgürlüğü, din özgürlüğü ve insan haklarında büyük aşama kaydedildiğini görüyoruz” diyerek kırılmış bir dost kalbini onaracağını zannetti. Ama yanıldı.

Washington Post’un dünkü başyazısı sadece Hillary Clinton’a ateş püskürmekle kalmadı. Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlâllerini ve o ihlâllerdeki iktidar sorumluluğunu da ağır ifadelerle ve Başbakan Erdoğan’ı onurlandırmayacak benzetmelerle ortaya koydu.

Yağmurdan kaçarken

Erdoğan ABD’nin insan hakları raporunda geçen bir değerlendirme hükmünden rahatsız olmuştu, ama yaptığı hamle yüzünden şimdi gerekçeli bir mahkûmiyet kararının muhatabı durumuna düşmüştür.

Yani kullandığı silâh bu kez geri tepmiş, kendisine zarar vermiştir.

Washington Post dün şöyle yazdı:

“Erdoğan Türkiye’nin en büyük medya patronlarından birine karşı çirkin bir kampanya başlattı. Rusya’daki özgür basına uygulanan manevralara benzer bir şekilde 500 milyon dolarlık vergi faturası çıkardı!”

Putin-Erdoğan eşlemesinden bugün dünyada daha çok insan haberdardır!

İnsan hakları raporunu okumayanlar, Washington Post’un tepkisi yüzünden Türkiye ile ilgili kötü değerlendirmelerin ayrıntısını öğrenmişlerdir.

Mesela neler mi?..

Alternatifi yoktur

“Türkiye’de basın özgürlüğü bulunmuyor” başlığı altında Başbakan’ın Deniz Feneri dolandırıcılığındaki AKP ilişkilerini yayınladığı için medyaya sertleştiği; büyük holdinglerin sahip olduğu medya organlarındaki gazetecilerin işlerini kaybetme endişesi ile hükümeti eleştiren yazılar yazamadıkları ve daha pek çok olay rapora atfen tekrar anlatılmıştır.

Bir halkın özgürlüğünün başka bir ülkenin derdi olması, bu çağın en güzel yanı, paylaştıkça değerlenen zenginliğidir.

Başbakan’ın önünde iki yol var:

Ya basın özgürlüğüne saygısı olmayan bir zihniyetin dünyada azalan örneklerinden biri olarak yaşamaktan vazgeçecek ve kompleks duymadan cesaret gösterecek, değişecektir veya...

“Veya” dedim ama başka bir alternatif bulamıyorum..

Gerçekten başka bir yol yok.

Fazlasını zorlamak “Washington Post almayın, evinize sokmayın” diye halka boykot çağrısı yapmak kadar komik seçenekler çıkarabilir!

Böyle bir kavşakta gülünç veya korkunç olmuşsun; fark etmez!

DİĞER YENİ YAZILAR