Kontrolsuz güç, güç değildir... Bu bir reklâm sloganı ama damgasını yaşamın her alanına vuruyor!
Çünkü kontrolden çıkan güç adaletsiz olur o sebeple de eşitsizlikler ve zulüm üretir.
“Adalet mülkün temeli” sözü tarihte yıkılan yüzlerce devletin yaşadığı ibretli tecrübelerden süzülmüş bir özdeyiş değil mi?
Nedense siyasetçilerimiz, iktidar gücünü ele geçirdikten kısa bir süre sonra bu gerçeği unutuyorlar.
Bir önceki iktidarı silip süpüren yozlaşmaya onlar da kapılıyorlar.
Bugünkü manşetimiz, AKP iktidarındaki adalet anlayışının uğradığı çarpılmanın vahametini gündeme getiriyor.
Adalet, devletin iktidar değişikliğinden asla etkilenmemesi gereken organı olmalıdır. Çağdaş demokrasilerde yargı bunun için bağımsızdır.
Peki bizde ne oluyor?
Getirdiğimiz örnek, iktidarın bu kutsal ve dokunulmaz işlevi, kendi suçluları için kalkan, siyasi rakiplerine karşı da kılıç gibi kullanmak isteğini ortaya koyuyor.
Bile bile korudular
Çankaya’nın CHP’li Belediye Başkanı hakkındaki rüşvet iddiaları karşısında idari ve adlî soruşturmanın niçin şaşırtıcı bir hızla başlatıldığını sorgulamıyoruz bugün biz.
Bu hassasiyetin, bütün hırsızlıklar karşısında değişmemesi gerektiğini savunuyoruz. Adil ve hızlı bir yargı, eğer iftiraya uğramışsa suçlananları da korur.
Manşetimizin amacı, Çankaya ölçülerinin Deniz Feneri için neden işlemediğini sormak ve adaleti engelleyen baskıların etkisiz hale getirilmesini sağlamaktır.
Çankaya Belediyesi’ndeki rüşvet iddiası 25 Eylül’de yayınlandı, idari soruşturma hemen dört gün sonra, savcılık soruşturması da dün 18’inci gününde başlatıldı.
Halbuki Almanya’da Deniz Feneri’nin vatandaşlarımızın din ve merhamet duygularını sömürerek ülke tarihinin en büyük yardım dolandırıcılığını yaptığını, dolandırıcıların ve işbirlikçilerinin AKP iktidarına yakın kişiler olduğunu Başbakan ve arkadaşları en az bir yıl önceden biliyorlardı.
İman yolsuzluğuna karşı çıkmak yalnız yasal değil vicdanî görevleri olduğu halde hiç aceleci davranmadılar.
Hatta Başbakan ve Adalet Bakanı, Alman Büyükelçisi ile başka bir nedenle görüşürken sanıkların tutukluluk hallerinin uzamasından hoşnut olmadıklarını açığa vuracak kadar taraf oldular!
Delil kalmış mıdır?
O kadarla kalsa yine iyi...
Dava sonuçlandı, Alman mahkemesinin başkanı olan hâkim, asıl suçluların Türkiye’de olduklarını açıkladığı, savcı “Bu dosyayı bizden istesinler” diye manidar bir çağrı yaptığı halde, Çankaya olayındaki hassasiyetin binde birini göremedik.
Anılarımızda kalan “Bana ne ya!” diyen bir Adalet Bakanı’dır ve onun devlet itibarına indirdiği darbedir.
Medyanın ve muhalefetin gürültüsü yüzünden, biraz da AKP tabanındaki vicdan sahibi seçmenlerden yükselen hoşnutsuz sesleri susturmak için olmalı, dava dosyasını Almanya’daki mahkemeden resmen istediğimiz bir hafta önce açıklanmıştı.
Ama dün akşam VATAN muhabirinin aradığı Alman savcı, başvurunun hâlâ ellerine ulaşmadığını bildirdi.
Atlı bir ulak veya posta güvercini bile bir haftada Frankfurt’a ulaşmaz mıydı?
Deniz Feneri ile soygun yapanlara kazandırılan zaman, onlara herhalde aleyhlerindeki bütün delilleri karartmalarına yetecek fırsatı vermiştir.
Ama yeter artık.
İktidar, yolsuzlukların kaynağına göre tavır belirleme huyundan vazgeçsin, adaletin önünden çekilsin!
Adaletsiz güç
Haberin Devamı

