Orgeneral Başbuğ’un şu sözlerine mim koymak lâzım: “Kamyon ihbarına inanmaları ürkütücü!”
Gerçekten de Ankara Emniyeti’ne elektronik posta yoluyla yapılan ihbar hayale sığmaz iddialar içeriyordu.
“06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona dikkat!” uyarısı ile başlayan ihbara göre kozmik odada yapılan aramalar Seferberlik Tetkik Kurulu üyelerini telâşa düşürmüştü. Kirli silâhlar sivil personelden toplanmıştı ve temizlenmek üzere Ankara’ya götürülüyordu.
Kamyonda uzun namlulu silâh taşıyan kişiler vardı ve bu kişiler çatışmaya girmeye hazır olacaklardı!
Bu ihbarı Genelkurmay’a bildirmeyi ne Emniyet, ne de Savcılık düşündü.
Kozmik odada arama yaptıran özel yetkili savcının talimatı ile kamyon durduruldu.
Bir telefon açılmış olsa, Genelkurmay Başkanlığı böyle bir kamyon beklendiğini bildirecekti ve kamuoyu gereksiz yere heyecana, endişeye sürüklenmeyecekti.
Bölünmenin derinliği
Birileri Türkiye ile top gibi oynuyor.
Orgeneral Başbuğ’un Milliyet’ten Fikret Bilâ’ya dediği gibi “ihbardaki iddiaların doğru olabileceğinin düşünülmüş olması bile ürkütücü”dür.
Ne yazık ki öyle bir noktaya geldik.
Toplumdaki bölünme artık geride kaldı. Devletin bütünlüğü zedelenmiş durumdadır. Kurumlar birbirlerine düşman gibi davranıyor.
Askerle ilgili bir ihbar varsa normal olarak askeri otoriteye haber verilir, savcıya değil.
O savcı da kamyonu yolda durdurma talimatını vermeden önce Genelkurmay’a danışmayı düşünür.
İhbarın bir komplo olduğunu, ortalığı ayağa kaldırmadan öğrenmek ancak bu şekilde mümkündür.
Ama öyle olmamıştır.
Polisin ve savcının tutumu, TSK’nın kurum olarak ihbara konu suçun içinde yer alabileceği şüphesini, ondan da öteye önyargısını yansıtıyor; öyle değil mi?
Olayda devlet televizyonunun ihbarı doğru kabul eden haberlerle bu tahrik kampanyasına katılması kurumlar arasındaki bölünmenin derinliğini ortaya koyuyor.
Darbe geleneği bitti
Orgeneral Başbuğ’un açıklamaları arasında dikkate değer bir ayrıntı da şu:
“Taşınan mühimmatla ilgili TSK yetkililerinin mahalli emniyet birimlerini haberdar etmemiş olması bir eksiklik..”
Bu yerinde bir tespittir ve aynı ihmalin tekrarını önleyecek tedbir mutlaka alınmalıdır ama sorun çok daha derinde.
Halkın güven duygusuna zarar veren gidişi önlemek için Genelkurmay Başkanı halkı bilgilendirerek elinden geleni yapmaya çalışıyor.
Ama yetmez. Başbakan Erdoğan’ın da bu çabaya iyi niyetle katılması gerekiyor.
“Paslaşıyoruz” sözü hiçbir değer taşımıyor.
Son olaylarda uğradığı kışkırtıcı hakaretlere rağmen, sivil iktidara tabi olmak anlamında demokrasiye mutlak bağlılığını kanıtlamış olan Silâhlı Kuvvetler artık daha fazlasını hak ediyor.
Kuruntulardan beslenen bahaneleri TSK’ya karşı intikam silâhı olarak kullanan güçleri sadece AKP iktidarı durdurabilir!
Akıl var, vicdan var...
Diyarbakırspor bir futbol takımıdır.
Ülkenin spor otoritesi, ondan antiterör timi hizmeti mi bekliyor?
Tribünden sahaya şiddet uygulayan PKK sempatizanları yüzünden bu takımı cezalandırmak ayıptır, günahtır.
Bölücü terörün oyununa gelmektir.
Devletin 25 yıldır bitiremediği terörün hıncını 11 futbolcudan ve seyircilerin terörle ilgisi olmayan kesiminden çıkarmak hangi akla hizmet?
Diyarbakırspor’u mağlup ilân etmek PKK’yı galip ilân etmektir!

