Risk faktörleri asgariye indirilmiş basın toplantıları baskı rejimlerinde olur.
Çünkü diktatörler sürpriz sorulardan hoşlanmazlar.
Türkiye resmen bir baskı rejimi değil ama Başbakan yine de “seçilmiş gazeteciler”in sağladığı rahatlıktan bir türlü vazgeçmiyor. Eminim yerinde Baykal olsa, başvurduğu bu tedbiri demokratik rejim adına “çirkin” bulduğunu söylerdi. Neyse..
ATV’deki “Başbakan’la Gündem” programı yine de birçok bakımdan aydınlatıcı oldu.
Mesela Başbakan’ın konuşmalarından Ergenekon’u darbe duyumlarının tetiklediği anlaşılıyor.
Başbakan Erdoğan şöyle diyor:
“Daha sonra yaşadığımız başka süreçler var. Örneğin ben bir 14 Mart sürecini kabullenemem. Partimin antilaik yaftasıyla yaftalanmasını kabul etmem mümkün değil..”
Bu isyan duygusu, yani AKP hakkında Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açılmasına duyulan tepki, acaba Ergenekon’daki tutuklama dalgalarının sıklaşarak büyümesinde etkili olmuş mudur?
Temeli çürük çünkü..
Ergenekon zaman içinde AKP’ye muhalif kişilere ve kurumlara dönük bir terbiye ve tasfiye aracı haline geldi.
Peki iddiaların hiç mi geçerliliği yok?
Bu söylenemez ama ölçüsü ne?
Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı emekli general Osman Pamukoğlu’nun çektiği röntgen gerçeğe yakın görünen bir tespit:
“Ergenekon’da bir grup var; vuralım kıralım, bir şeyler yapalım diyorlar. Uyduruk bir grup.. İkinci grup var. Bunlar da üniformadan çıktıktan sonra Donkişot gibi hayalperest darbeciler. Bir de bunlara inananlar.. Bunlara ben saflar diyorum. Hepsi baştan aşağı komik...”
CHP lideri Baykal, davanın dayandığı temelin çürüklüğü konusunda her fırsattan yararlanarak uyarı yapıyor. Unutulmamasını istediği iki konu var.
1. Ergenekon davasının altında bir ihbar mektubu yatıyor. Dönemin MİT Başkanı bu belge için “deli saçması ama ne yapalım; bize gelmiş istihbaratı Başbakanlığa ve Genelkurmay’a gönderdik” diyor.
2. Davanın kamuoyundaki önemi, Danıştay baskını dosyasının Ergenekon’la birleştirilmesinden sonra büyüdü. Peki bu birleştirme işi çok inandırıcı kanıtlara mı dayanıyor? Baykal’a göre hayır, çünkü...
Birleştirme, Danıştay davasında mahkûm olanlardan birinin “ifşaat”ı üzerine gerçekleşmiştir ama bu kişi kasten adam öldürmeye teşebbüsten 9 yıl, ablasını öldürmekten 20 yıl, yeğenini satarak fuhuşa aracılık etmekten 2,5 yıl hapis cezasına çarptırılmış birisidir.
Başbakan kimi kastetti?
Devlete, rejime tertip hazırlayanlar varsa bunlar elbette yargılanmalı ama hukuk, akıl ve vicdan, siyasi intikam hırsları ile körleşmiş operasyonlarda yerlere düşmemeli.
Hastalığı ve elim ölümü Türkân Saylan için belki kurtuluş oldu. Onun kadar temiz daha kaç kişi acaba cezaevinde; biliyor muyuz?
Bunu adalet bilecek ve gereğini yapacaktır.
Dün DP lideri Cindoruk “Türkiye’de tutukluluk kararları çok çabuk veriliyor ama tutukluluk kararları ya çok geç veya hiç kaldırılmıyor” dedi.
“Başbakan’la Gündem” programında Erdoğan’ın dikkate değer bir sözü var:
“.. Suç sabit olmadıkça kimsenin suçlu ilan edilemeyeceği bir ortamı da önce hazırlamak lâzım!”
Bu söz, Deniz Feneri suçlularını korumak niyetiyle mi, yoksa neyle suçlandıklarını bilmeden iki yıla yakın zamandır hapiste yatan bilim adamları, medya mensupları ve her kesimden aydınların hukukunu korumak ihtiyacı ile mi söylenmiştir, bilmiyoruz.
Ama adaleti siyasetin ipoteğinden kurtarmakta geç kaldığımızı görüyoruz!
Adalet gelsin
Haberin Devamı

