Bütün yaz mevsimini, askerin darbe yapacağına dair kanıt bulduklarını söyleyen cazgırları dinleyerek geçirdik.
Şimdi ortalığı yorgun bir suskunluk hali kaplamış durumdadır.
Askeri itibarsızlaştırma ihalesinin taşeronları neden sustular?
Onları askeri savcılığın “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” başlıklı fotokopinin Genelkurmay kayıt ve arşivlerinde aslının mevcut olmadığını belirterek takipsizlik kararı vermesi mi susturdu? Hayır..
O sahte belgeyi üreten, sızdıran ve yayımlayanlar hakkında soruşturma yapılması talebinin asker tarafından üstelenmesidir asıl sebep.
Cesaretlerini “komplocular bulunsun” ısrarı kırıyor.
Yakından takip...
Genelkurmay, dünkü Basın Bilgilendirme Toplantısı’nda talebini tekrarladı:
İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, soru sorulmasını beklemeden sahte darbe planı hakkında “Türk Silâhlı Kuvvetleri özellikle iddia edilen belgeyi maksatlı olarak üreten ve basın organlarına sızdıran kişilerin tespit edilmelerini ve adalet önüne çıkarılmalarını beklemekte, gelişmeleri yakından takip etmektedir” dedi.
Asker, böyle bir belgenin mevcut olmadığına olan güveni arttıkça sesini yükseltmekte, iktidarın hoşuna gideceğini düşündükleri her psikolojik saldırıya gönüllü katılanlar ise şimdi tedbirsizliklerinin tedirginliğini yaşamaktadır.
Fitne ve iftira üretenlerin en kısa zamanda bulunup cezalandırılmaları, yalnız asker tarafından değil siyasi iktidar tarafından da “yakından takip” edilmelidir.
Sonuçta ordu onların da ordusu!
Belgenin yayınlandığı gün iktidar tedbirsizlik kusuru işlemiş, fotokopinin Türkiye’deki kurumları birbirine düşürme amaçlı bir komploya hizmet için düzenlenmiş olabileceği ihtimalini hemen hiç hesaba katmamıştır.
Kim küçülüyor?
Başbakan ilk gün “AKP’ye karşı yapılan bu gayri hukuki sürece seyirci kalamayız” demiş, iki gün sonra Başsavcılığa suç duyurusu yaptırmış, Hükümet Sözcüsü “Bu işin mağduru AK Parti’dir” demek suretiyle siyasal duruşlarını hep gerçek bir darbe belgesinin varlığı üstüne kurmuşlardır.
Başbakan Yardımcısı Arınç’ın ateşi körüklemekteki uzmanlığı da boş durmamıştır:
“Bu halka ihanetten başka bir şey değildir. İyice küçülüyorlar, iyice güçsüzleşiyorlar!”
Şimdi ne olacak?
Küçülme ve güçsüzleşme suçlaması alıcısı adresinde bulunamadığına göre gönderene geri dönmüştür!
İktidar Silâhlı Kuvvetler’den değilse bile tedirgin ettiği halktan özür dilemeli, yargı üstündeki etkileme gücünü de bu meselede olsun hayır için kullanmalıdır.
Bir iktidar “şeref ve haysiyetlerin kolay çiğnendiği bir dönemin sorumlusu olarak tarihe geçmek istemiyorum” diyerek yargıdan yardım talebinde bulunabilir.
Sonuçta bu yardım haksızlık için değil adalet için istenecektir!
Adalet borcu
Haberin Devamı

