Kötü yönetimleri yola getirmek konusunda demokrasiden daha terbiye edici bir araç yoktur!
İktidar “Kürt açılımı”nı durdurdu. Niye durdurdu?
Görünür sebep DTP’nin ve PKK yandaşlarının, açılımla sağlanan fırsatı kötüye kullanmaları ve terörün devlete boyun eğdirdiği havasının halkı rencide etmesidir.
Bu kötülükler açılımdan vazgeçmek için yeterli sebepler midir?
Başbakan “bedeli ne olursa olsun vazgeçmeyiz” dememiş miydi?.
Habur’da yaşanan rezaletin Güneydoğu kentlerinde meydan okuma gösterileri şeklinde sürmesi, katlanılır durumlar değildi, doğru.
Kamuoyu aynası...
Ama önce halkın, sonra da iktidar partisi sözcülerinin gösterdikleri tepkiler etkili olmuştur, tahrikler ve taşkınlıklar bir anda sönmüştür.
Açılımı sürdürmek için Habur öncesinden bile daha elverişli bir ortam doğmuşken iktidar partisi acaba niçin köprüleri havaya uçuruyor?
Bu sorunun cevabı olabilecek haberi dün ANKA ajansı verdi:
SONAR Araştırma Şirketi’nin aylık anketleri AKP’nin “Kürt açılımı” sürecinin başladığı andan itibaren düzenli biçimde oy kaybetmekte olduğunu gösteriyor.
Öyle ki temmuz ayında yüzde 36,26 olan AKP oyları ağustosta yüzde 35,37’ye, eylülde 34,44’e gerilemiş, Habur kapısından 34 PKK’lının girdiği ekim ayında yüzde 31,68’e kadar inmiştir.
Muhalefet kazandı
SONAR anketlerinde açılıma karşıt politikaların CHP’yi 3 puan, MHP’yi ise 4 puan yükselttiği görülüyor.
Başbakan’ın PKK taşkınlıklarına “Gerekirse sil baştan yaparız” diye aşırı tepki göstermesi, SONAR araştırmaları ışığında anlam kazanıyor.
Sürecin AKP’ye katlanılması olanaksız bir maliyet çıkaracağı fark edilmiş ve yeni bir başlangıç yapmanın ilhamı doğmuştur.
DTP dün iktidara “Diyalog başlatın, süreci ilerletelim” diye çağrı yapıyordu.
Eğer ikinci bir süreç açılırsa bu, ilkinde yaratılan beklentileri doğal olarak içermeyecektir.
Peki AKP’nin “sil baştan” denemesi, kaybettiği oyları geri getirir mi?
Bunu bilmiyoruz ama AKP’nin kendini kayıpta hissettiği bir durumda ortaya çıkacak ihtimaller de çok iç açıcı görünmüyor.
Çünkü öyle bir durumda iktidarın oy zayiatını dengelemek amacında başvuracağı iki geleneksel tedbir vardır:
Biri askeri vesayet yakınmalarına dayalı mağduriyet sömürüsü, öteki ise daha İslâmcı bir hava yaratmak için İsrail’e karşı çatışmacı siyaset güdülmesi.
Keşke AKP yedi yıllık tecrübe ardından iktidarını korumak yolunda böyle payandalara muhtaç durumlara hiç düşmeseydi.
Ama mecbur kalmıştır.
Ne diyelim; Allah “hayırlı başarılar” versin!
Çünkü hayırlı olmayacak başarıların faturası o kadar ağır ki...
AKP muhalifleri bile bunu temenni edemez!
Açılımın bedeli
Haberin Devamı

