Her şerde bir hayır saklı olduğunu söyleyen atasözü bir kez daha kanıtlanacak gibi görünüyor.
“Kürt açılımı” iktidarın ortaya bir çözüm planı koyamamasından ötürü tıkanmaya doğru sürükleniyordu.
Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) tarafından yayınlanan rapor, hemen ilk anda insana “Hükümet çözüm önermekte iyi ki acele etmemiş” dedirtecek bulgular içeriyor.
Çünkü ortaya çıkan gerçekler, açılım süreci içinde dayatılan çözümlerin, söylendiği kadar geniş toplumsal tabanlara sahip olmadığını ortaya koymaktadır.
Halkı “ver-kurtul” teslimiyetçiliğine razı etmeye dönük psikolojik saldırılar, iktidarın “bedeli ne olursa olsun çözüm” eğilimi yüzünden etkili olmuştur.
Oysa BİLGESAM’ın “Güneydoğu Anadolu Sorununun Sosyolojik Analizi”nde bölge halkının “beraber yaşama” isteğinin yüzde 81,83 olarak ölçüldüğü belirtiliyor.
Kürt vatandaşları ülke halkı ile bütünleştiren bağın “dindaşlık” olduğu görülmekle beraber ondan ibaret olmadığı, uluslaşmayı inşa eden ortak duygu ve değerlerin de bunda önemli pay sahibi olduğu hemen fark ediliyor.
Mesela “T.C. vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum”, “Türk Ordusu bizim ordumuz”, “ Türkiye Cumhuriyeti benim devletim”, “Türk tarihi bizim de tarihimiz”, “Türk bayrağı hepimizin” diyenler yüzde 77,96 ile yüzde 83,95 gibi yüksek oranlara ulaşıyor.
Bölge halkı temel sorunları “işsizlik, eğitim, terör ve Kürt sorunu” diye sıralıyor. Ama işsizlik yüzde 75 iken Kürt sorunu yüzde 27 seviyesindedir.
Terör, geri kalmışlığın ürettiği bir hastalık. Bölge halkı bunun sebeplerini “Yetersiz eğitim yetersiz yatırım, bölgenin sürgün yeri olması ve feodal yapı” diye sıraya koymuştur.
Araştırma sayesinde bu gerçekler bölücü dayatmaların gürültüsünde kaybolmayacaktır.
O tehlike biraz azalmıştır.
Çünkü rapor “açılım”a gerçekçi bir zemin sağlayacaktır.
Bölücü şantajın hayaletler üreterek yarattığı korku, arayış ortamından kovulacaktır.
Açılım daha gerçekçi olacaktır. Çünkü yere basacaktır!
KEŞKE GİTMESEYDİ
Kötü bir ev sahibinden daha kötüsü yoktur.
Cumhurbaşkanı Gül’ün Fransa’ya gitmekten pişman olduğunu tahmin ediyorum.
Çünkü Le Monde gazetesinin yazdığına göre kendisine “minimum protokol” yani en düşük düzeyde ağırlama uygulanmaktadır. Onuruna verilen yemeğe hiçbir Fransız bakan katılmamıştır.
Cumhurbaşkanı Sarkozy bugün öğle yemeği zamanını Gül’e vermeyi kabul etti ama o da şu şartla: AB konuşulmayacak.
Yani Ekselans, yaptığı düşmanlığın küçük bir sitem olarak dahi kendine dönmesine tahammül edemiyor!
Keşke Başbakan Erdoğan’ın bir ara dediği gibi bu ziyaretten vazgeçilseydi.
Ama Gül’ün kaderi bu galiba: İlk kötü tecrübeyi çöl çadırında Erbakan hoca ile beraber Kaddafi’nin hakaretlerini dinlemek için gittiği Libya’da yaşamıştı.
Yıl başında Şarm El Şeyh’te Filistinlilere yardım toplantısı nedeniyle İsrail Başbakanı Olmert’in Avrupalı liderlere verdiği yemeğe davet edilmemesi de bir diplomatik rezaletti.
Devlet adamları turist gibi gitmez. Hiçbir şeyi şansa bırakmaz.
Osmanlı’nın ilk Paris Sefiri “Yirmisekiz Mehmed Çelebi” idi. Yıl 1720... Saraydan davet aldığında şu şartı koştu:
“Törene davet edecekseniz bilin ki yalnız Kral’ın yanında oturmayı kabul ederim. Zira ben Bab-ı Âli’nin sefiriyim!”
Tedbirsiz adam olabilir ama tedbirsiz devlet adamı olmaz. Olmamalı!
Açılım yere bastı
Haberin Devamı

