CHP’nin halkı “baskıya ve faşizme karşı direnme hakkı”nı kullanmaya çağırdığını duyunca şaşırdım.
Ama sonra “devlet yapısı içinde faşizmin kurumsal hale getirildiği, temel hak ve özgürlüklerin gasbedildiği” gerekçesiyle halka direnme çağrısı nasıl yapılmış, kimler yapmış; bunları öğrenince endişem dağıldı.
Açıklamanın bir parti belgesi olduğu belli ama duyuranlar Genel Başkan Yardımcısı M. Akif Hamzaçebi ile TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu’nun CHP’li üyeleriydi.
Çağrı metni şöyle bitiyordu:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yurttaşlarını bu açık ve yakın tehlikeye karşı uyarıyor, anayasal ve meşru zemin içinde toplumsal haklarını kullanmalarının zorunluluğunu dile getiriyoruz.
Gün o gündür!”
Açıklamada yer alan itiraz gerekçeleri yerinde olabilir. Sahiden de devletin kurumları ve memurları partizanlaştırılmış gizli dinleme ve gizli tanık terörü kurumsallaşmış, sivil toplum ve medya muhalefet edemez duruma getirilmiştir.
Şu saptamaya da itiraz edilemez:
“Bugün için Yargıtay ve Danıştay’a egemen olamayan siyasi iktidar, Yargıtay ve Danıştay’ı Anayasa Mahkemesi aracılığıyla ezmek ve etkisiz kılmak istemektedir.”
Kavalla hücum borusu
Yani?.. “Türkiye Cumhuriyeti, rejimi faşist bir yapıya dönüştüren sürecin nihai aşamasıyla karşı karşıyadır!”
Soru şudur:
Bu tehlikeye karşı ülkeyi korumak için halkın direnme hakkını kullanmasından başka çare kalmamış mıdır?
Açıklamada direnme hakkıyla ilgili “meşru şartların oluştuğu” öne sürülüyor.
Kim karar vermiş? Buna bir Genel Başkan Yardımcısı ile Adalet Komisyonu üyeleri karar veremezler.
Böylesine önemli bir kararın ancak partinin yetkili organlarınca alınması gerekir ve parti lideri tarafından duyurulmalıdır.
“Gün o gündür” demek, tarihi bir eşiği çağrıştırıyor.
İçerik insanları direnmeye çağrıyor ama çağrıyı yapanın yetki ve temsil düzeyi hareketin inandırıcılığını yok ediyor.
Direnme çağrısı, bazı milletvekillerinin verecekleri karar değildir. Böyle bir çağrı ancak parti tüzel kişiliği tarafından alınır.
Alınmadan önce de hak ettiği tartışmalar bütün boyutlarıyla yapılır.
İlk sorulacak soru da meselâ şudur:
Her şey yapıldı mı?
“Faşizme ve baskıya karşı biz parti olarak, milletin vekilleri olarak yapılması gereken her şeyi yaptık mı ki milletin aslını göreve, direnmeye çağrıyoruz?”
Unutulmasın ki beş ay sonra bir genel seçim yapacağız.
Millet “meşru zemin içinde haklarını sandığa giderek zaten kullanacak” değil midir?
CHP “bu gidişle beş ay sonra her şey bitmiş olacak” diyorsa, direnme hakkını kullanmaya razı edeceği halka ne tür bir önderlik hizmeti verecek?
Demokrasimiz zor günler geçiriyor, bu doğru. Ama düştüğü durum yine de halkın sandığa giderek sağlayacağı katkının ötesinde fedakârlıklar göze almasına ihtiyaç duyurmuyor.
Her şeye rağmen böyle görüyoruz.
CHP yalnız ana muhalefet partisi değil Cumhuriyeti kuran parti olmanın sorumluluklarını da taşıyor.
İktidarın faşizan icraatına karşı verilmesi gereken mücadelede CHP’nin tüm imkânları sonuna kadar kullandığını kimse söyleyemez.
CHP eğer rejimi korumakta imkânsızlığa düştüğünü iddia ederek halka “rejime ve haklarına sahip çık” diye direniş çağrısı yapıyorsa bunun gerektirdiği cesaret ve özveriyi önce kendisinin göstermesi gerekir. Mesela nasıl mı?
Sine-i millet kararı ile meclisten çekilir.
Milleti direnişe çağıracak yerde kendisi millete döner!
Aceleye gelmiş yanlış bir adım
Haberin Devamı

