Acele ettiler!

Haberin Devamı

Kimse inkâr etmiyor Osmanlı Ermenilerinin 1915’te zorunlu göçe tabi tutulmaları gerçekten “büyük felâket” doğurmuştur.

Birinci Dünya Harbi’nde Osmanlı yedi ayrı cephede savaşıyor, özellikle Rus işgalinin yaşandığı Doğu’da cephe gerisi savunmasız kalmanın ağır bedellerini ödüyordu.

Bağımsız bir devlet kurma hayaliyle Rus ordusunun yanında yer alan Ermeni isyancıların sabotaj ve katliamlarına çare üretememek Osmanlı idaresini Tehcir Kanunu’nu çıkarmaya mecbur etti.

Yollara düşen yığınları koruyacak tedbirler alınamaması büyük kayıplar verilmesine sebep olmuştur. Ve bu olay yıllar ardından Türkiye’ye yönelik siyasi komplonun malzemesi olarak hortlatılmış, kayıp rakamları abartılarak ülkemiz yargısız infaz yoluyla soykırım suçlusu ilân edilmiştir.

Halbuki savaş sonrası toplanan Paris Konferansı (1919) belgeleri arasında yer tutan raporlar Müslüman halktan 519 bin kişinin Ermeniler tarafından katledildiğine dair bilgiler yansıtıyor.

Yani olay iki taraf için de “büyük felâket”tir. Bir taraf kendi bağımsızlığının hayali ile işgalci düşman safında isyan ederek katliam yapmış, diğer taraf da isyancıların yararlandığı düzeni bozmak için tehcir tedbirine başvurmuştur.

Mantığını aramak

O zaman soykırım iddiası söz konusu olmamıştır. Daha sonra cinayetler eşliğinde açılan fesat döneminde de bu suçlama kanıtlanamamıştır.

Ermeniler tarafından öldürülen Müslüman halka ait 185 mezarda araştırmalar yapan bilim adamlarından Atatürk Üniversitesi Türk Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu’nun dikkate değer bir uyarısı var:

“Tehcirden 3 yıl sonra Mondros, 5 yıl sonra Sevr anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmalar Osmanlı’nın yok edilme belgeleridir. Osmanlı bu anlaşmalardaki hiçbir maddenin değiştirilmesini sağlayamamıştır. Eğer 1915’te ve sonrasında Ermenilere yönelik katliamlar olsaydı mutlaka bu anlaşmalara iri harflerle yazılırdı.”

Kürkçüoğlu’nun dediğinin mantığı var. Ama özür kampanyası başlatan akademisyen ve gazetecilerin gerekçesi ne? Gerekçe varsa hangi mantığa dayanıyor?

Prof. Baskın Oran “Bizim derdimiz sabah kalkınca aynaya bakabilmek. 85 yıl geç kalmış bir işi artık başlatmak. Devletin Ermenistan’la nihayet normal ilişkiye geçme sürecine paralel olarak (...) bu vaziyeti sona erdirmek” diyor.

Üstüne atladılar

Ermenistan’la normal bir ilişki sürecinin nihayet başlamış olduğunu görebilen özür öncüleri, pişmiş aşa su katma zararı doğurabilecek bir hamlenin sonuçlarını neden öngöremediler acaba?

Normalleşme sürecine birkaç ay şans tanımaktan onları alıkoyan bir şey mi buldular? Mesela tarihin akışını değiştirecek değerde bir belge...

Hayır, aynaya bakamıyorlarmış!

Ermenilerden özür dileyen öncüler iyimser beklentiler uyandıran yeni sürece verdikleri zarardan ötürü bir özür metni daha hazırlasalar iyi olur.

Çünkü yaptıkları eylem karşı tarafın beklentilerini yükseltirken Türk kamuoyunda da reaksiyon yaratmıştır.

Amerika Ermeni Asamblesi İcra Direktörü Bryan Ardouny “Türkiye’de geri dönülmez bir eğilim başladı. Bu özür, bu yönde bir ilk adım ve Türkiye’nin kaçınılmaz olarak soykırım geçmişiyle yüzleşmesi sonucunu ortaya çıkaracak” diye demeç verdi.

Maden bulmuş gibi atladılar üstüne.

Yeni ABD Başkanı Obama’yı ikna etmek amacında kullanacakları en güçlü tanıklar da bu Türk aydınlar olacaktır!

Talip oldukları rol bu muydu?

DİĞER YENİ YAZILAR