Kurtuluş Savaşı’nı yapan ve Cumhuriyet’i kuran meclisin manevi mirasına bugünkü meclis sahip mi?
Dün liderlerin dalaşını izleyip de bu konuda şüpheye düşenler olduysa onlara hak vermek gerekir.
23 Nisan, bir kurtuluş ve bağımsızlık savaşının milli bir meclis yönetiminde kazanılması mucizesidir. Ulusal egemenliğin gücünü onurlandıran bir bayram olmayı o bakımdan hak ediyor.
Seksen beş yıl öncesinin o meclisi bugünkünden daha çoğulcu idi. Çünkü konuşabiliyordu.
Kimse kimseyi korkutmuyor, vatana, millete yararlı görülen her düşünce hiçbir sultaya prim vermeden cesaretle savunuluyordu.
Şimdi öyle mi?
Meclis çalışması neredeyse Başbakan ile ana muhalefet liderinin grup konuşmalarından ibaret bir iş hale gelmiştir. Sorun çözmeyen, sadece dedikodu, suçlama, hatta iftira üreten bir iş...
Daha ürkütücü...
Çaresizliğin yansıması olan öfke bile “hitabet sanatı”ndan sayılmaya başlamıştır bu dönem.
Dün, öfke sanatkârı Başbakanımızı izledik TV’lerde... Grup toplantısından CHP liderine “Tezviratı bırak” diye ve “Sende hiç sıkılma yok” diye bağırıyordu.
Onun konuşması bitince CHP’nin grubu başladı. “El elden üstündür” demiş atalarımız; rüzgâr eken Başbakan, CHP liderinin kapıldığı hitabet şehvetinden beklendiği gibi fırtına biçti.
Baykal da Erdoğan’a “pişkin, fütursuz, patavatsız” dedi.
Sonra asıl yüzü kızarması gereken kişinin “evrakta sahtekârlıkla, kalpazanlıkla suçlanan, dokunulmazlık zırhı arkasına saklanan” Başbakan olduğunu öne sürdü.
1970’lerde Demirel ile Ecevit arasında yaşanan kavgalara hiçbir özlem duyulmuyor.
Bunu bilmeleri lâzım!
İktidar ile muhalefetin diyaloğunu imkânsızlaştıran uçurumlarda sadece tehlike, başarısızlık ve acı ürüyor çünkü. Üstelik Erdoğan ile Baykal arasındaki çatışmanın üslubu daha ürkütücüdür.
İki kadın modeli
Gerginlik siyaseti iki liderin de işine gelebilir. Erdoğan, partisinin kapatılması ihtimalinde ortaya çıkacak dağılma etkisini öfke çimentosu ile önlemek istiyor olabilir.
Baykal’ın da değişim rüzgârlarına karşı en güçlü kozu kavga yeteneğidir.
Ama ülkeye yazık değil mi?
Dünden iki iz kaldı bende.
Birincisi dokunulmazlıkların sınırlandırılması sorununun daha fazla savsaklanmaması mecburiyetidir.
Bu borçtan kaçanlar hakaret duymaktan şikâyet etmesinler.
İkincisi AKP grubundaki kadın manzaraları...
Aşağıda başları açık milletvekili kadınlar, balkonda hemen tümü türbanlı partili kadınlar.
Kişilik, görüntü ve işlev bakımından aşağıdakiler, Atatürk’ün görmek istediği Türk kadınıdır, balkondakiler AKP’nin kadın modelidir.
İktidar partisi meydan okuma anlamına çekilebilecek böylesi tahriklerden hiç değilse milli bayramlarda sakınmalıdır.
Ulusal egemenlik çoğunluk diktası değildir.
Ulusal egemenliği 23 Nisan 1920’nin ruhu ile yaşamak bizi yüceltir!
23 Nisan ruhu
Haberin Devamı

