Ben ne diyoruuum, o ne diyor? “Çıtırlar” diyorum, “iyiymiş.” O diyor, “taktırmış...” “Tansiyon aletinin pompası gibiymiş...”
Taktıranları anlatırken bu arada bizim çıtırlar da gözünden kaçmıyor. Çıtırlara da çıtırcılara da laf çakmayı ihmal etmiyor.
Selahattin Duman’dan bahsediyorum.
“Çıtırlarla olmazmış, olmaz!”
Bu konuyu biraz erteleyip şu “tansiyon aletinin pompası gibi”ye takılayım diyorum.
Ne yapayım, bu da benim gözümden kaçmadı...
“Mutluluk çubuğu”ndan bahsediliyor ama anladığım kadarıyla bu çubuk artık bizim bildiğimiz çubuk değil.
Hatta çubuk bile değil.
Baktılar ki, bu iş çubukla mubukla olmuyor, tutmuyor, yeni yöntemler geliştirmişler.
Yerin 7 kat altında aylarca insan yüzü görmeden...
Hep öyle olur ya!
Niyeyse?
Onun için abuk sabuk şeyler buluyorlar ya zaten. Sinirleri bozuluyor, akli melekelerini kaybedip icat yapıyorlar.
Mutluluk çubuğu mesela...
Zaten kafadan lafı kötü:
Çubuk!
O kadarcık yani...
Yani adı biraz daha kallavi olsaydı bari...
Mutluluk odunu...
Yok o da adama odun der gibi...
Mutluluk selvisi...
Yok o da çok narin oldu.
“Mutluluk sopası!”
Eh, bu fena değil.
Ama zaten çok geç. Artık tedavülden kalkmış.
Bilim adamları da bunun yetersizliğini anlayıp yine yerin 7 kat altına girdiler herhalde.
Belli.
Buldukları şeyden belli.
Bu sefer de, “Mutluluk pompası” bulup çıktılar yeryüzüne...
Olay şöyle gelişiyormuş: (anladığım kadarıyla...)
Yumurtalıkların yerine işte o tansiyon aletinin pompası gibi bir pompa takılıyormuş.
Fıs fıs fıs pompalayınca öteki de istenilen boyuta geliyormuş.
Bizimkileri hırs basar kesin.
Biraz daha, biraz daha derken...
Paat!..
Hah hah haayyyy...
Patlayınca da...
Hani havası kaçan balonlar gibi... Sağa sola abuk sabuk çarpa çarpa sönerler ya...
Kontrol edemezsin hani...
Düşünsene...
Adamla gayet romantiksin falan, tam olacak, adam çaktırmadan bir şeyler yapmaya çalışıyor...
Tek elle...
Hafiften fısfıs sesi geliyor ama hani dikkat de etmiyorsun.
Zaten bir bakıyorsun ki, her şey normal.
Hatta normalden de iyi...
Sonra bir anda
Pattt!!!
Adam sağa sola istemsiz garip hareketler yapmaya başlıyor...
Kendisi bir yere, o’su başka yere savruluyor...
Patlayıp patlamadığını da suya sokup anlıyorlardır. Hava kabarcıkları çıkıyorsa...
Patlak yer hafifçe zımparalanıp üzerine yama yapıştırılır. 1-2 dakika beklenir...
Ya, acaba sibobu var mı bunun, sibobu?
Varsa kötü.
Hava kaçırır falan.
Fıssss....
Yavaş yavaş söner.
Kâbus gibi.
Tam yapacak, hadi bir daha, fıs fıs fıs, şişir işin yoksa!
“Yahu, sibonunu daha geçen gün değiştirmiştim ama...” diye söylene söylene...
Tam olacak...
Hadi bir daha...
Fıs fıs fıs...
Ama eski çubuğa göre avantajlı tarafları da var tabii...
Bu ötmüyormuş!
Bir şehir efsanesi vardır ya, çubuklar x-ray’den geçerken ötüyor diye...
Ötünce, görevliye raporunu gösteriyormuş falan....
Belki de efsane değil, bilmiyorum.
Ne yazıyor ki raporda?
“Mutluyum...”
Sibobu var mı bunun, sibobu?
Haberin Devamı

