“Sevişerek evlendik” derlerdi ya, bizimki de tam tersi; “sevişerek ayrıldık.” Aslında bugün “son sevişmeler”i yazacaktım ama dün gelen mail’ler hoşuma gitti.
“Son sevişme”den önce onlara bir iki laf edeyim diyorum.
Ama önce bir düzeltme yapmam lazım.
Sözlerimin yanlış anlaşıldığını seziyorum.
Dünkü yazıyı aynen şöyle bitirmiştim:
“Ama hâlâ bir umut görüyorsa, hissediyorsa, ufacık bir kıvılcım bekler.
Bir kıvılcım...
Küçük bir bakış, sihirli bir kelime, ürkek bir temas...
Bazen son anda...
Tam evden çıkarken...
Tutuşuverirler.”
Romantikmiş gibi yazsam da, buradaki “tutuşma” el ele tutuşma falan değil.
Kıvılıcım demiştim ya, o kıvılcımın tutuşması...
Alev alması...
Yani artık nasıl alev alır, orasını bilemem. İlişkinin cinsine göre değişir.
Seviyeli veya seviyesiz olmasına göre...
Seviyesizler halının, masanın üzerinde, seviyeliler...
Sahi onlar nasıl?
Nasıl yani?
Bana ne yahu? Bu kadar özel hayata müdahale edilmez ki!
En iyisi ben mail’lere müdahale edeyim. Ama alınmaca yok, ona göre...
“Dünyada en dayanılmaz acı nedir, Karacaoğlan güzel bir şiirinde özetlemiş; Bir AYRILIK bir YOKSULLUK bir ÖLÜM!! Ayrılığa sebep olan tüm faktörlere lanet olsun! ‘Sevelim sevilelim bu Dünya hiç kimseye kalmaz’ demiş Yunus Emre.”
Sen böyle Karacoğlan’dan falan şiir okumaya devam edersen daha çok ayrılık acısı yaşarsın, Zihni.
Kötü ol biraz, kötü...
“Al sana Emansipasyon. Sizin bu kışkırtıcı yazılarınızdan sonra, girl friend’im beni terk etti! Her gün yeni bir talep, her gün yeni bir ihtiras, her gün yeni bir hayat felsefesi ve kendini geliştirme denemelerinin ardından, benim partnerim oldu Ex! Ne aşk sorunumuz vardı ne sex, durup dururken olduk ex! Kadın kendini geliştirdikçe ihtirasa doymayan canavar oluyor, kadınların doğal özgürlüğünden yanayım ama çok zalimler!”
Haydaa...
Kabak benim başıma patladı. Sen de kadına gidip emansipasyon, kadının doğal özgürlüğü falan dersen... Hatta sen onları derken, o...
Ayrıca ne aşk ne de seks sorunumuz vardı diyorsun ya, benden duymuş olma ama varmış demek ki...
“Birinin ‘değişen hayatının değişilmezi’ olmak böyle bir şey olmalı... Aniden el ele tutuşmak.”
Bir de, “sessizliğin sesi” ile “kalabalıklar içinde yalnızlık” var. Bu arada seviyeli ilişkiyi de çözüyoruz galiba; aniden el ele tutuşmak...
“Bence de son bi kez sevişmeli insan ayrılmadan. En güzeli de evden çıkarken tutuşuvermeli. Çok etkileyici. O anda değil gitmek, bi anda bütün ömür kalmak ister bence.”
Öyle bir anlatmışsın ki insanın ayrılası geliyor. Şöyle biri olsa da ayrılsak yani... Sevişmeli olanından ama...
“Bu bir terk ediş projesiydi ve bunu aklının içinde defalarca çalışarak gelmiştin. Defalarca! Bütün biriktirdiğin sözcükleri arda arda sıralayıp, kesintisiz bir şekilde projenin sonunu getirmek için çabalarken, ellerin de buna dahildi. Karşımda ne kadar da kalabalık olmuştun birden, her tarafına nesneler, parmaklar, gölgeler ve yabancılar girmişti.”
Mine ya... Ne oluyor sonunda? Yani seviyeli mi seviyesiz mi bitiyor? Kalabalıktan kastın ne? Neler oluyor orada? Biraz açar mısın? Konuyu yani...
“Ben de ayrılma-ayrılmama ikileminde yazığınız makale ile bire bir örtüşen durumları yaşadım. Ve hâlâ ayrılamadım:)) ayrılamadı:)) ayrılamadık:)).”
Ne diyeyim; Allah kimseye ayrılık vermesin.
Verecekse de sevişmelisinden versin...

