“Yıkanmıyorum çünkü tenimin kokusu çok güzel” demiş. Şu, Karayip Korsanları’ndaki kadın. Keira Knightley. Laf güzel, meali kötü.
“Tenimin kokusu” falan diyor, yani bir seksapel var. Var da, bir de yıkansaydı... Tam süper olacaktı! Yıkanmıyormuş. Marifet sanki. Ben de yıkanmaktan bu kadar korkmanın bize özgü bir fobi olduğunu düşünürdüm. Ne de olsa eski alışkanlık. Yıkanmama alışkanlığı...
Öyleydi ya, eskiden... Sadece pazar günleri yıkanılırdı.
Niyeyse? Hiiç, “O zamanlar su yoktu, kesintiler olurdu” falan demeyin. Vardı. Su da vardı, şampuan da, sabun da... Hiiç, “O zamanlar odunlu termosifonlar vardı, zor oluyordu” da demeyin.
Nesi zor olacak? Yapacak daha mühim işiniz mi vardı? Yooo... Ki, o zamanlar bu kadar dizi mizi de yoktu.
TALK PUDRASI DÖKÜLÜRDÜ SAÇLARA
Yahu, bilen bilir; kızlar saçlarının sadece kakül kısımlarını yıkarlardı. Oraya fön, böyle şapka gibi... At kuyruğu yap, o moher örgülü saç bağlarıyla çık sokağa...
Daha da kötüsü var; talk purdası dökülürdü saçlara... İğrenç. Dipleri beyaz beyaz olurdu. Yazarken bile, utansam mı gülsem mi şaşırdım. Ne olur tamamını yıkasan? Ölür müsün? Ama böyle ölümüne bir direniş vardı. Şuursuz bir hal. Hiçbir mazeret bulunamayacak bir durumdur o. Ama öyleydi. İşte sırf bu yüzden çoğu kişi pazar günlerini sevmez. Tek tatil gününü sevmeyen bir toplum olabilir mi? Niye? Yıkanacak çünkü... Şuur altında bu var.
Aynı zamanda evde çamaşır yıkanacak, camlar buğulu... Hadi bakalım, sorun annelerinize, “Neden pazar günü çamaşır yıkıyordun?” diye... Yok canım, çoğu da ev kadınıydı... “Kocan ve çocuklarının evdeki tek günleri, sen niye çamaşır yıkıyon?”
Niye bizi pazar günlerinden nefret ettiriyon?
OLMADI, ÇAY DEMLERİZ
Sonraları kimimiz her gün duş almayı öğrendik, kimimiz en fazlasından 2, bilemedin 3 güne çıkarabildi. Onu da, söylene söylene ha! Bazıları için de yıkanmak sadece cinsellikle sınırlı kaldı. Sadece sevişince yıkananlar... O da, öncesinde değil ha, sonrasında... Mecburen... Fıkradaki gibi, bunu yazmış mıydım daha önce? Hatırlamadım ama olsun, ikincinin günahı olmaz... Hani adamda tık yokmuş; günler, haftalar, aylar boyunca... Ama bir gün ansızın adam işteyken hareket başlamış. Adam hemen telefona sarılmış:
“Hanım, hemen ocağa su koy, geliyorum. Oldu, oldu. Olmadı çay demleriz.” Zaten onların, yani sadece o zaman yıkananların cinsel hayatları gitgide tükenir.
Tamam, herkesinki tükeniyor ama bunlarınki büyük bir hızla biter. Pazar gününe geri dönerler.
Ha bire çay içerler.
Her iş yerinde en az bir “kokan” vardır ya, işte onlardandır.
Ama böylesine, yıkanmamasını seksapele çevirenine de ilk defa rastlıyorum. Teninin kokusu güzelmiş! Hadi oradan sen de... Sanki biz kedi çişi gibi kokuyoruz. Bu kadar iğrençlik yeter. Sözlerime güzel bir hikâyeyle son vermek isterim! Okumuş muydum, biri mi söylemişti hatırlamıyorum; bir kadın tarifini... Onu uzaktan gördüğünde bile mis gibi koktuğunu hissedeceksin...”
Sadece pazarları yıkanılırdı...
Yahu, bilen bilir; kızlar saçlarının sadece kakül kısımlarını yıkarlardı. Oraya fön, böyle şapka gibi... At kuyruğu yap, o moher örgülü saç bağlarıyla çık sokağa...
Haberin Devamı

