Belki duymuşsunuzdur, argonot diye bir hayvan varmış.
Daha doğrusu bir deniz canlısı...
Argonotun çok ilginç bir özelliği var.
Erkeğin cinsel organı, çiftleşme mevsiminde, bedeninden ayrılıyor, gidip başka bir kayada yaşayan dişi argonotu buluyor, onu dölleyip sahibine geri dönüyor.
Gerçekten de çok ilginç değil mi?
Komik de...
Ben yeni duydum ama kızlar bu argonotu çok iyi biliyormuş hatta bazı erkeklere bu lakabı takmışlar bile..
“Aaa...” dedim, “şunu araştırayım.”
Okudum okudum, sonunda sözlüklerden birinde şu yoruma rastladım:
* “Gittiği yeri sevip gelmeme durumu var, sabah kalkıyorsun bi bakıyorsun alet yok!”
İşte ben burada koptum...
Düşünsenize insanlarda da böyle olsaymış!
Canı istedi, aklına esti, çekip gidiyor mesela...
Herhalde onun da kendine göre bir aklı fikri ya da ne bileyim bir düşüncesi var ki, öyle bağımsız hareket edebiliyor, değil mi?
Böyle bir durum iyi mi olurdu kötü mü olurdu, bilemem.
Ama “onlarla” nasıl bir diyaloğumuz olurdu, tahmin edebiliyorum.
“Gittiği yeri sevip gelmeme durumu var” demiş ya, oradan yola çıkarak...
Düşünsenize uyurken çekip gitmiş ve gerçekten de sabah kalkmışın ki yok!!!
Bekle, bekle, saate bak, yok!
“Lan oğlum, saat kaç oldu! Ben sana, bin kere, ‘Onun yanında uyuma, sonra sorun çıkıyor’ demedim mi?” diye söylenirken seninki yorgun argın geliyor...
“Oğlum, işe gidecem, sen yoksun! Kaç kere sabahlama demedim mi sana!”
“Kimbilir hangi o..punun koynunda sabahladın! İyi miydi bari?”
“Bak, yine söylüyorum; bu seninki hayat değil. Sonra nereye kadar?”
“Kaçtır aynı yumurtaya gidiyorsun, dikkat et. Başka yumurta mı yok lan!”
Ama aslında erkekler ondan hem çok korkup hem de ona çok hayrandırlar. Bu yüzden çoğunlukla onu pohpohlarlar...
Alttan alırlar yani...
“Gitme lan! Gel ben sana daha iyisini bulacam, söz.”
“Hadi aslanıp mahcup etme beni...”
“Oğlum bak, bir gün sen de ben de işlevsiz hale geleceğiz. Hazır sağlığın yerindeyken tadını çıkar.”
Biraz yaşlanınca...
“Ne o? Mutsuz gördüm seni??”
O da kaşlarını birleştirerek bakıyor, konuşamıyor ya işaretle bir şeyler anlatmaya çalışıyor:
“Ne? Mavi haplardan mı istiyorsun? Ama sen de azdın ha!”
E peki ya kızlar...
“Kızım azdın yine sen. Ne yaptığını bilmiyorsun! Öyle gece yarısı çekip gimeler falan... Sapığı var, manyağı var; aaa...”
“Dinlemiyorsun ki beni, öye hemen verme kalbini... Biraz ağıra sat kendini... Ne o öyle şeyler gibi...”
“İlk gelene kapılıp gidiyorsun ama... Olmaz, adın çıkacak.”
“Bak kızım, bul bir sazan rahat et! Yook, ama sen ille de mürenlere takılacan!”
“Çok sıkıldın sen! Hadi çık biraz dolaş da gel. Hadi çık çık ama bak geç kalma, yüreğim ağzıma geliyor ha!”
“Bak akşam anneme gideceğim, seni görmezse kıyameti koparır ona göre...”
Aslında fena olmazdı değil mi?
Bizden bağımsız...

