Siz kimsiniz?
Ben neredeyim?
Şu anda uçakta, trende, otobüs veya bir feribotta olmam gerekiyordu...
Ya da yürüyor olmam...
Ayaklarım artık yere basamayacak duruma gelene kadar... Hatta nereye yürüdüğümü bile bilmeden...
Daha önce hiç gitmediğim yerlerde, hiç bilmediğim kültürlerde, hiç tanımadığım kişilerin arasında olmalıydım...
Ama önümde bir bilgisayar olduğuna ve bir masanın arkasındaki sandalyede oturduğuma göre, ben gelmişim.
Bir yarım hâlâ oralarda ama olsun; iki günde kendime gelirim. İki gün bile fazla! Zaten Türkiye’ye dönüp gazete veya televizyona göz atar atmaz şok geçirip hemen ayılıyorsun.
Ayılıyorsun, döndüğünü anlıyorsun da; kabullenmen biraz zor oluyor.
Tıpkı oralarda rastladığın Türkleri anlayamadığın gibi...
Hani yurt dışına gittiğinde en alakasız zamanda en alakasız bir yerde dahi olsa mutlaka Türklerle karşılaşırsın ya...
İşte o zaman...
Karşılaştığında yani...
Bir kere, yurt dışında Türkler, Türklere rastlamayı pek sevmezler.
Sevmemeyi bırak, bu durumdan hiç mi hiç hazzetmezler...
Tanısa da, tanımasa da...
Hiçbir Türk yurt dışına tatile veya iş için gittiğinde başka bir Türk’e rastlamak istemez.
Niye?
Ne bileyim ben!
Azıcık kafa yoracak olursak, iki nedenden olabilir...
Birincisi, oraya gittiği için kendini ayrıcalıklı hissediyor ya, seni de orada görünce o duygusu kayboluyor, yine sıradanlaşıyor; bu yüzden olabilir...
Ya da Türkiye’de olduğu gibi hareket etmiyor, konuşmuyor; sen de onu orada öyle yakalıyorsun hissine kapılır; bu yüzden olabilir.
Ama artık o küfretme faslı çoktan bitti, biliyorsunuz...
Hani eskiden oralara gidince nasıl olsa dilimizi bilen yok diye bol bol küfredilir, ileri geri konuşulurdu ya, o fasıl...
Şimdi yeni adetler var.
Çoğunluk birbirini görmemezlikten geliyor. Hem görmemezlikten geliyor hem de mümkünse konuşmuyorlar. Anlaşılmasın diye...
Anlaşılsa ne olacaksa? Sanki şapacaklar!!! Yani yapışıp peşini bırakmayacaklar...
Yabancı taklidi yapanlara bile rastladım.
Bunların bir kısmı da, çaktırmadan seni dinlerler; bakalım ne yapacak, ne konuşacak diye...
Salak! Nedir yani, en fazla argo konuşursun, laf atarsın falan...
İtalyanları görünce,
“Vay vay, vay... Çantaya bak!” diyerekten.
Ayıp mı?
Hayır.
E, madem başladım biraz daha yurt dışı hallerden bahsedeyim.
Daha ilk akşam Türk lokantası ya da dönerciye gidenler vardır mesela... İki yeni şey tad, öğren değil mi? Hayır.
“Bunu da biliyoruz, alıştık” mı diyorsunuz?
Pekiii...
Amalfi Kıyıları’na 3 günlük tatile giderken yanında beyaz peynir götüren genç Türk çifte ne dersiniz o zaman?
Beyaz peynir!!
Peynir cenneti İtalya’ya!!!
Niye?
Kahvaltılarında beyaz peynir yokmuş!
Oldu olacak şarap, kahve falan da alsaydınız yanınıza...
Bir tane daha anlatayım mı?
Roma’da...
Akşam saatlerinde...
Palazzo Barberini’nin önünde 1 kilometreye yakın kuyruk var. O kadar da ağır ilerliyor ki...
Ama kimse yılmıyor. Bekliyorlar.
Bizim Türklerin tabii ne olduğundan, orada ne olduğundan bile haberleri yok ama hiç olmazsa soruyorlar:
“Bu ne kuyruğu?”
“Palazzo Barberini gece 12’ye kadar açık, ücretsiz giriliyor”
“Ha.. Ne var orada?”
“???...”
“Yani bedava konser falan mı?”
“Hayır. Müze ünlü ressamların eserleri falan...”
“O kadar mı?”
“???...”
Müzeyi girmesi için yanında bir konser, iki çekiliş ve 600 kontör verilmesi gerektiği için!!!
Amaannn...
Yurt dışında Türkler Türklere rastlamayı pek sevmez.
Ama tabii sadece Türklere rastlamıyorsunuz oralarda...
İtalyanlara da falan...
Heh heh hee...
Oralara gidince...
Haberin Devamı

