İçinde derin bir ayrılık acısı... Sabaha kadar uyumamış. İçmiş de...
Hem içmiş hem Sezen Aksu dinlemiş. Daha ne olsun? Dağılmış yani...
Onu gördüm, mitingdeydi... Ayılmış, neye isyan edeceğini şaşırmıştı.
Bir, “Çıktık açık alınla...” diye bir, “Ah İstanbul, İstanbul olalı...” diye bağırıyordu.
Öteki tam tersi; sevildiğini biliyordu. En azından şimdilik... Ya, üstelik çok tuhaf ama her şey iyi gidiyordu. Doğru olamayacak kadar düzgündü. Şüpheyle karışık, “Bu sefer doğru olanı buldum galiba” diyordu. “Kıskançlık yapıp bunu da kaybetmeyeyim bari” diye düşünüyordu.
O da mitingdeydi...
Hatta sevgilisiyle gelmişti. El ele...
Yanlarındaki kız, “Yok yaa... En iyisi yalnızlık. Ne o öyle dip dibe, mucuk mucuk... Şunlara bak. Görürüm sizi iki gün sonra. Zaten gözleri velfecir okuyor. Bu, bunu aldatmazsa neyim!..” diyordu içinden. Kıskançlık falan değil ha, gerçekten öyle düşünüyordu.
O, arkadaşlarıyla gelmişti mitinge...
Akşamdan ayarlamıştı her şeyi. Uyandığında kıza, “Ben mitinge gideceğim” deyip fırtacaktı. Tabii o saatlerde, kıza yazarken yani, henüz onun birlikte Çağlayan’a gitme planından haberi yoktu. Hatta B planı bile yoktu. Onları da gördüm.
Adam biraz sıkıntılıydı. Bir ilişki mi başlıyordu ne?
BAŞKA MİTİNGE DE SENİNLE GİDERİZ
“Ben mitinge, İstanbul’a gidiyorum” demişti. “Ben de geleyim” deyince de, “Birimizin çocuklarla kalması lazım...” Yoksa yine o kadınla mı buluşacak? “Ben de çocukları annneme bırakıp gelmezsem neyim? Hadi bakalım, n’apacan şimdi?”
Onlar da mitingdeydi... Hatta araları biraz düzelmiş gibiydi. Kısa bir süre için olsa bile.
Ha, adam ötekine ne dedi, bilemem. Gerçekten ne demiştir ki?
“Hayatım nasıl olsa daha çok miting olacak, onlara gideriz...”
Çoluk çocuk maaile gelenleri, yaşlıları, gençleri, kadınları hepimiz gördük zaten.
Ama ben birini daha gördüm. O tek başına gelmişti. Üstelik de çok hoş bir kadındı. Boşanmış gibiydi. Yani yaşı, kıyafeti ve duruşu o sinyali veriyordu.
Bence üç-dört yıl olmuştu boşanalı. Tamam, henüz doğru düzgün bir ilişki kuramamıştı ama günleri hiç de fena geçmiyordu. Biraz, “Amaan... Sonunda toprakla... Yani toprak olacağız” havasındaydı. Neşeliydi.
Geçen hafta gardırobunu düzeltirken bir kutuyu yüklüğe kaldırmıştı.
İçinde simsiyah bir burka olan kutuyu...
Tamam, bununla eğlenceli geceler yaşamıştı ama... Konjonktür icabı artık bunun fantezisi bile yapılamazdı. Aynaya baktı, dolabın fantezi köşesinde bir asker üniforması olsaydı... Onu da bir süreliğine yüklüğe tıkardım diye düşündü.
En azından seçim sonuna kadar...
Muhtıra günlerinde aşk
İçinde derin bir ayrılık acısı... Sabaha kadar uyumamış. İçmiş de...
Haberin Devamı

