Eveeet...
İşte şimdi geldik asıl konuya...
Kaç gündür zeki kadın falan anlatıp duruyorum ya...
Hani dün de, “daha da kötüsü var” demiştim.
Şimdi onu açıklayacağım:
“Zeki ve mini etek giymiş kadın.”
Düşünsenize, kadın hem zeki hem de mini etek giymiş!
Bir erkeğin karşılaşabileceği en şanslı ve aynı zamanda en korkunç durumlardan biri...
İç çatışmalar...
Kimlik arayışları...
İçgüdüler...
Gel-git’ler...
Alt benlik üst benlik...
Sadece benlik...
Hepsi birbirine girer...
Hem de üç dakika içinde...
Ne 3’ü... Çok bile, 1,5 dakika yeter.
Adam allak bullak olur.
Şimdi size anlatacağım durum, gerçek bir hikâye, bir senaryo ya da bir fantezi olabilir...
Yaşadığınız ya da her an yaşayabileceğiniz türden...
Yeri ve zamanı önemli değil.
Bir iş görüşmesinde, bir parti ya da toplantıda... O da önemli değil.
Mühim olan o an...
Zeki ve mini etek giymiş bir kadınla birlikte geçirilen zaman.
Sonradan düşündüğünde bazen bir dakika bazen bir asır gibi gelen o süre...
Bir kâbus mu yoksa rüya mı olduğuna hiçbir zaman karar veremeyeceğiniz...
Ne var?
Abarttım mı?
Peki öyleyse şimdi anlatacaklarım yalan mı...
Durumu büyüteç altına alalım o halde...
Kadınla, zeki ve mini etek giymiş o kadınla karşı karşıya geldiniz...
El sıkışmalar, merhaba faslı falan...
Veee...
Kadın tam karşınıza oturdu.
Bacak bacak üstüne attı.
Hadi bakalım...
Başlıyoruz...
Tabii ki topuklu siyah ayakkabıları ve bacaklarını daha da düzgün gösteren bronz ipek çorapları...
Siz şimdi bronz ne demek bilmezsiniz ama o işte; güzel olan...
Biliyorum, hiç de öyle abaza tiplerden değilsiniz. Sapık falan da değilsiniz, onu da biliyorum.
Hatta ne güzel kadınlarla birlikte olmuş, gayet medeni, okumuş yazmış bir adamsınız...
Entelektüelsiniz hatta.
O halde...
O halde şimdi nedir bu haliniz?
Aklınızdan geçenlere bakın:
“Hayır, bacaklarına bakmamam lazım. Bakma sakın oğlum, kadın seni ne zanneder?”
“Aklımdan bunların geçtiğini anlıyor mu acaba?”
“Saklamaya çalıştığımı da anlar o zaman!”
“Sanki hiç umurumda değilmiş gibi davranayım.”
“Çok da abartmayayım bu sefer yine anlar. Doğal davranmam lazım.”
“Ya bacaklarını değiştirirse... Değiştirmeye kalkarsa... O bacağını indirip ötekini kaldırırken...Ya gözüm ister istemez kayarsa...”
“Değiştirir mi ki?”
“Değiştirsin.”
“Hayır hayır değiştirmesin!”
“Oğlum, ilk defa mı bacak görüyorsun, kendine gel!..”
Aynı anda...
“Konuyu kaçırmamam lazım. İyice salak bu diyecek.”
“Bari iyi bir laf edeyim de, puan kazanayım.”
“Yüzümde bir değişiklik var mı acaba?”
Aklından bunlar geçerken kadının bacaklarına da bakmaz ha!
Yüzüne bakar ama yandan o bacak durumunu görür. Veya hisseder diyebiliriz. Kollar yani...
İlk dakikalarda başlayan bu kriz, kadının yanından kalkana kadar daha da karmaşık hale gelir.
İfadesi, bakışları değişmiştir.
Suratı şöyle der:
“Kişilik bozukluğum var da...”
Veya;
“Ben ne yaptığımı biliyor muyum?”
Depresyona girer.
Hatta sonradan o anı hatırladıkça yine ve hâlâ girer.
Hatırlamaz mı?
Hiç unutmaz ki...
Unuttum sanır, okuduğu kitaptaki bir cümle, bir gazete haberi, bazen bir şarkı pat diye o anı geri getiriverir.
Derin bir “Off!...” çeker...
“Neydi ya o?”
Kadın bir de mini giydiyse...
Haberin Devamı

